Jannah Theme License is not validated, Go to the theme options page to validate the license, You need a single license for each domain name.
Mustafa Saadet

HAKURATELER’İN SONU

MUSTAFA SAADET (YEŞ’I)

İnsanlara en faydalı hayvan cinsi Atlardır. Çok temiz ve asildir hayvanlar. İnsanlar onlara çok değer vermiş. At etini yemedikleri gibi,  çok küçük bir kesim dışında sütünü bile içmezler. Sütü sağlıklı büyümesi için yavrularına bırakırlar. Atlar iki türlü kullanılır:

1-Koşum atları

2-Koşu atları

Yazımda koşu atları hakkında bildiklerimi nakletmeye çalışacağım.

Koşu atları diğer cinslerine göre daha zarif ve ince yapılıdır. Beyaz ve siyaha yakın lacivert bir renkleri vardır. Beyaz renklilere kırat, Çerkescesi “P’ceğal”dir . Diğer renkli olana da p’ceğapl denir. Çok eskiden beri insanlığın hizmetinde olan koşu atlarının bir ırkı vardır ki, onu seven ve ırkının kaybolmaya yüz tutmasına dayanamayan ve bugün kaybolmuş olan HAKURATELER’dir. Hakurate atları çok hızlı koşmaları nedeniyle “Uçan atlar”  olarak isimlendirilir. Tabii ki atlar uçmazlar ama bu ünvanı hak etmişlerdir.

Motorlu araçların artması ile haberleşme ve ulaşımda koşu atlarının; tarımda ve taşımacılıkta da koşum atlarının rolü çok azalmış ve koşu atları sportif müsabakalarda ve konkurhipiklerde rolünü muhafaza etmiştir. İkinci cihan harbine kadar süvari sınıfı tarafından kullanılan atların yerini de tanklar almıştır.

Enteresan olan Çerkesler ile Hakurateler arasında oluşan sevgi bağıdır. O kadar ki, güzel bir hakurate gören Çerkes bu atı satın alır, mümkün olmaz ise çalardı. Bu nedenle çoğu yerde Çerkesler at hırsızı olarak nitelendirilmiştir.

Ruslarla yapılan harpler sonucu mağlup olan Çerkesler anavatanları olan Kafkasyadan 1959-1964 yılları arasında soykırıma uğratılarak sürülmüşledir. Bir kısmı ilk göçler sırasında Balkanlara, Varna  civarına yerleştirilmişlerdir. Göç sırasında çok sevdikleri Hakurateleri de yanlarında götürmüşlerdir. Varna vilayetinin vali paşası at yetiştiriciliğini teşvik etmiş ve Hakurate  atlarının yetiştirilmesi ve ordunun  süvari bölümünde kullanılmasında  önemli girişimlerde bulunmuştur. Yine vali paşanın gayreti ile her yıl at yarışları düzenlenmeye başlamıştır.

Çocukluğumda, Kafkasya doğumlu ve balkanların Varna /Şumnu bölgesinde 18 yıl kaldıklarını anlatan bir ninemiz (Tavhan nine) Hakurate’lerin çok  hisli hayvanlar olduğunu, yarışta geçilmeleri halinde çatladıklarını  (zegowtı), bir yarışta vali paşanın  atının geçilmesi üzerine atının çatladığını, paşanın buna çok üzülmesi üzerine  dedemin babası İshak Hoca’nın yarışı kazanan atını vali paşaya hediye ettiğini  rivayet etmişti.

1976 yılında Osmanlı-Rus harbinin (93 Harbi) sonunda  Ayastefonos’a (Şimdiki Yeşilköy’e ) kadar gelen Rus ordusundan kaçan halkın arasında bulunan Çerkeslerin bir kısmı  Bilecik/Bozüyük Poyra köyünde iskan edilmişlerdir.

Ye-şı (Azgın at) anlamındaki sülale isminin ifade ettiği gibi at terbiyesi ile ilgilenen dedem Çanakkale gazisi  Hamit Çavuş koşu atı yetiştiriciliğine çok meraklı idi. Çocukluğumda 1950’li yıllarında koşu atları besler mahalli koşulara (İnönü koşularına ) katılırdı. Atların koşuya hazırlanışı (antrenmanlarının yapılış şekli) şöyle idi. Önce bir Çerkes ata sözünü hatırlatacağım: “şım yığış, hajım yığiy, l’ım, yıpşıguş”. Türkçesi: “Atın 3’ncü, köpeğin 7’nci, erkeğin 30’ncu yılı en verimli çağıdır” der. Onun  için atların 2. yaşında antrenmanlarına başlanırdı.

Antrenman iki safhadan oluşurdu.  At 2 yaşında iken düz bir araziye ortaya bir kazık çakılarak atın boynuna takılan bir halkaya 100 metre uzunluğunda bir ip bağlanırdı. Böylece 100 metre yarıçaplı bir dairede at koşturulurdu. antrenman sabah saatlerinde yapılır seyis olarak de 14-15  yaş arasındaki gençler kullanılırdı ve bu 6 ay kadar devam ederdi. Sonra yine düz bir arazide sabanla daire şeklinde çizilen  takriben 2000 metre uzunluğunda bir yerde bu defa 20-30 yaş aralığındaki seyisler tarafından atın koşuya hazırlığı tamamlanırdı, bu 2. antrenman kısmı da 6 ay kadar sürer ve koşu atı da en verimli yaşı olan 3 yaşına geldiğinden artık yarışlara katılırdı.

Daha sonraları mahalli koşular da yapılmaz oldu, at yetiştiriciliği de tarihe karıştı ve Hakurate atları da  bu bölgede Çerkeslerle birlikte tarihe karıştı.

Kafkasya’dan sürülenlerin bir kısmı ise  Kayseri/Uzunyayla bölgesine yerleştirildi, Burada iskan edilen Çerkesler Hakurateler’in neslini devam ettirdi ve uzun süre Türk ordusunun Süvari bölümüne at yetiştirdi. 30 Ağustos zaferinden sonra kaçan Yunan ordusunun toparlanmadan denize dökülmesine kadar Fahrettin Paşa komutasındaki süvari kolordusu tarafından yapılan yakın ve başarıl takip  hakurate atları ile gerçekleştirildi.   2. Dünya savaşı ile süvarilerin yerini tanklar alıp ordularda süvari sınıfı kaldırıldığından at yetiştiriciliği de bitmiş ve Anadolu topraklarında hakurate ırkı da yok olmuştur.

Günümüzde, kısa mesafe koşularında Arap atlarının, uzun mesafe koşularında İngiliz atlarının  adı geçmektedir. Hakuratelerin ise ismi bile unutulmuştur.

Duyduğuma göre,  Abhazya’da bir çiftlikte  hakurate cinsinin kaybolmaması için üretilmesine çalışılır iken, Abhaz-Gürcü harbinin başlaması üzerine atlar Kabartay bölgesine nakledilmiş. Ama işin aslını bilmiyorum doğrusu, bu sadece bir duyum. Bu konuda ve bu at ırkının diğer ülkelerde ve Türkiye’de bulunup bulunmadığı hakkında da bir bilgim yok. Bilgisi olanların veya yazdıklarımda eksik-fazla görenler bilgilerini benimle de paylaşırlarsa sevinirim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu