Jannah Theme License is not validated, Go to the theme options page to validate the license, You need a single license for each domain name.
Erol Karayel

RUS EMPERYAL TARİH YAZICILIĞININ ÜRETTİĞİ MİTLER

EROL KARAYEL

Rusya tarafından da devralınan, sömürgeci reflekslere meşruiyet kazandırma amaçlı Avrupa merkezli geleneksel emperyal tarih yazımı, Kuzeybatı Kafkasya’daki halkların Rus İmparatorluğu’na dahil edilme sürecini “entegrasyon”, “modernleşme” ya da “doğal uyum” gibi kavramlarla sunma eğilimindedir. Bu yaklaşım, kanlı askeri işgalleri “bölgenin istikrarı ve nizamı için kaçınılmaz bir düzen kurma faaliyeti” şeklinde ambalajlayarak rasyonalize etmeye çalışmaktadır.[1]

“Entegrasyon” Mitinin Reddi

Ancak çağdaş tarih yazımı, söz konusu emperyalist genişlemeyi “doğal bir tarihsel ilerleme” olarak lanse eden bu modernist ve doğrusal yaklaşımı kesin bir dille reddeder.[2] Rus İmparatorluğu’nun çevre bölgelere doğru yayılması, idari yapının basit bir coğrafi genişlemesi değil; yerel sosyo-politik dokuyu kökten dönüştüren, asimile eden veya tasfiye eden yıkıcı bir “yeniden dizayn” sürecidir.[3]

Kafkasya özelinde yaşanan bu dönüşüm, tarafların rızasına dayalı bir entegrasyonu değil; askeri işgali, zorunlu kültürel asimilasyonu ve sistematik nüfus mühendisliğinin yıkıcı işbirliğini ifade eder. Nitekim tarihçi Walter Richmond, “Çerkes Soykırımı” adlı eserinde Çerkesya’nın işgalini, modern çağın en uzun, en planlı ve en yıkıcı sömürge savaşlarından biri olarak tanımlamaktadır.[4]

Karşılığı Olmayan Bir Söylem: “Medenileştirme”

Sömürgeci Rus anlatısının temel argümanı, Kafkas halklarını “yağmacılık alışkanlığına müptela topluluklar” olarak yaftalamak ve bu toplulukların “baskın ve üstün Rus kültürüne” karşı gösterdiği meşru direnci “uygarlık düşmanlığı” olarak sunmaktır. Örneğin, Güney Federal Üniversitesi tarafından basılan bir ders kitabında, “Çatışma, siyasi veya ekonomik nedenlere değil, savaşan taraflar arasındaki kültürel düşmanlığa dayanıyordu”[5] denilerek bir ülkenin gasbı, “vahşilerin terbiyesi”” ve “medenileşme ” kılıfına sokularak perdelenmek istenmektedir.

Aynı ders kitabında, bu emperyal paradigmanın temel parametreleri aslında itiraf edilmektedir: “Bu paradigmanın temel tezleri ve özellikleri, Kafkasya Savaşı’nı körüklediği varsayılan ‘dağ yağmacılığı’ ve ‘dini fanatizm’e yapılan atıflardır. Bu yaklaşım, Rusya’nın Kafkasya’daki ‘yararlı’ ve ‘uygarlaştırıcı’ rolünü vurgular. Bu yaklaşımın örnekleri arasında, Kafkasya Savaşı’nın tarihçisi V.A. Potto’nun beş ciltlik ‘Kafkasya Savaşı’ (Stavropol, 1994) ve M.M. Bliev’in ‘Rusya ve Büyük Kafkasya Dağlıları Uygarlığa Giden Yolda’ (Moskova, 2004) gibi farklı, ancak temelde benzer eserler yer almaktadır.”[6]

Bu köhne argümanın günümüzdeki izdüşümleri de mevcuttur. Nitekim 2012 yılında bir münazarada bulunduğumuz Rusya’nın İstanbul Büyükelçisi Aleksey Yerhov da aynı sömürgeci refleksle hareket etmiş; Rus devletinin Kafkasya’da gerçekleştirdiği kitlesel katliamları, “Çerkeslerin Kozak köylerine ve ticari kervanlara saldırdığı, insanları köleleştirdiği” iddiasıyla meşrulaştırmaya yeltenmiştir. Bu çarpık anlatı vasıtasıyla Rus askeri müdahalesi, sınır güvenliğini korumak ve bölgeye asayiş getirmek adına “kaçınılması mümkün olmayan zorunluluk” olarak takdim edilmektedir. Böylece şiddetin kaynağı istilacı güçten alınarak istilaya uğrayan mağdurlara yıkılmakta; yaşanan trajediler yerel halkların “geri kültürüyle” açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu yaklaşım, kolonyalist güçlerin tarih boyunca sığındığı “medeniyet götürme misyonu” maskesinin tipik bir örneğidir.

Edward Said, imparatorlukların kendi çıplak şiddetini, işgal ettikleri coğrafyalara atfettikleri “barbarlık” ve “gerilik” klişeleri üzerinden rasyonalize ettiklerini; kendi vahşetlerini ise “evrensel ilerleme ve medeniyet” olarak lanse ederek görünmez kıldıklarını ortaya koyar.[7] Kafkasya sahasında da bu mekanizma aynen işletilmiştir. Rus idaresi Çerkesleri “ortadan kaldırılması gereken bir salgın, medeniyetten uzak barbarlar”[8] olarak kodlamış; evleri, köyleri ve ormanları yakarak en acımasız topyekûn savaş taktiklerini uygulamıştır.

General Grigory Zass gibi figürlerle sembolleşen bu kitlesel şiddet, iddia edildiği gibi yerel düzensizliklerin kışkırttığı anlık tepkiler değil; doğrudan devlet merkezli, bilinçli ve sistematik bir imha stratejisidir. Çarlık Rusyası’nın bakış açısını, 1856-1882 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı yapan ve “Şansölye” unvanını taşıyan Aleksandr Mihayloviç Gorçakov’un şu sözleri berrak bir şekilde ortaya koymaktadır: “Asya halkları sadece güce saygı duymaktadırlar; aklın gücü ve eğitim henüz onlar üzerinde bir etkiye sahip değildir.”[9] Kafkas dağlılarının gösteriği mukavemet, işte bu emperyal kibir karşısında topraklarını, kültürlerini ve fiziki varlıklarını koruma amacını taşıyan meşru bir öz savunma refleksidir.

“İdari Reform” Maskesi Altında Topraksızlaştırma ve Despotik Devlet İnşası

Emperyal propaganda; Çarlık idaresinin özellikle 1865 sonrasında hayata geçirdiği mülki bölünme, mahkemelerin tesisi, köylü reformu ve serfliğin kaldırılması gibi adımları, geleneksel toplumu dönüştüren ve modernleştiren “aydınlık bir hayata davet” olarak resmeder. “Kuban Bölgesi Dağlılarının Yönetimi Hakkında Yönetmelik” gibi metinler üzerinden üretilen bu bürokratik meşrulaştırma söylemi, sadece sömürge rejiminin bölgedeki kontrol, denetim ve vergi toplama kapasitesini artırma stratejisini gizlemeyi amaçlamaktadır.[10]

James C. Scott’ın Devlet Gibi Görmek kuramında kavramsallaştırdığı üzere, modern sömürgeci devletlerin yerel toplulukları haritalandırma, mülksüzleştirme, silahsızlandırma ve yerleşik hayata zorlama pratikleri idari bir hayırseverlik değildir. Aksine bu adımlar, yerel toplumu devlet açısından “okunabilir”, kontrol edilebilir, vergilendirilebilir ve asimile edilebilir uysal tebaalar haline getirme girişimidir.[11] “Reform” adı verilen bu düzenlemelerin, eş zamanlı olarak olağanüstü hal hukuku, askeri garnizonlar ve doğrudan silah zoruyla tahkim edilmesi, sürecin bir modernleşme projesi değil, zorlayıcı ve totaliter bir sömürge devleti inşası olduğunu doğrulamaktadır.[12] Çerkes toplumunun geleneksel hukuk normlarının (Xiabze) tasfiye edilerek merkezi kontrolün dayatılması, yerel halka bir sivil gelişim alanı açmamış; aksine onları topraksız bırakarak sömürge çarkının dişlileri arasına atmıştır.

Soçi Meclisi: Başarısız Devletleşme mi, Sivil Direniş İttifakı mı?

1861-1862 yıllarında hayata geçirilen Soçi Meclisi’ni (Büyük Özgürlük Meclisi) “iç dinamiklerden yoksun, ataerkil yapıya esir kalmış başarısız bir devletleşme girişimi” olarak yorumlamak,[13] Batı tipi ulus-devlet kurumsallaşmasını evrensel ve mutlak bir şablon olarak dayatan sömürgeci kibrin bir uzantısıdır. Devlet, özü itibarıyla toplum içi düzeni sağlamak adına geliştirilmiş bir aygıttır. Siyasi bir otorite olmaksızın toplumsal uyumu üretemeyen toplumlar için bir ihtiyaç teşkil edebilir; ancak kendi tarihsel seyrine bırakıldığında iç düzenini ve toplumsal mutabakatını kusursuz şekilde sağlayan normatif sistemler (Xiabze) geliştirmiş Kafkasya halkları gibi toplumlar için “merkezi bir devlet” elzem bir aşama değildir. Devlet aygıtını “ilerleme”nin yegane ölçütü sayıp, Soçi Meclisi’ni yalnızca bu dar pencereden okuyarak ” ataerkil yapıya esir kalmışların başarısız bir devletleşme denemesi” olarak nitelendirmek, işgale ideolojik zemin hazırlayan sömürgeci bakış açısının ta kendisidir.

Gerçekte bu Meclis; Çarlık ordularının topyekûn imha harekatına karşı, Çerkes kabilelerinin kendi öz iradeleriyle inşa ettikleri federal, meşru ve sivil-askeri bir direniş ittifakıdır. Rus askeri birliklerinin ilk iş olarak meclis binalarını yakıp yıkması, sömürgeci gücün yerel halkın kendi kaderini tayin etme iradesine ve siyasi öznelliğine duyduğu tahammülsüzlüğün en somut delidir.

“Dış Mihrak” Söylemi ve Yerli Aktörlerin Tarihsel Öznelliği

Kafkasya direnişinin tüm askeri ve siyasi seyrini Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere veya Polonyalı ajanların (Urquhart, Bell, Longworth, Lapinski vb.) manipülasyonlarına indirgeyen iddia, sömürgeci tarih yazımının en klişe propaganda araçlarından biridir. Bu indirgemeci söyleme göre yerel halklar, kendi adlarına strateji üretebilen ve eyleme geçebilen bağımsız “özneler” değil; büyük güçlerin jeopolitik satranç tahtasında hareket ettirilen iradesiz piyonlardır.

Bu yaklaşım, yerli aktörleri tarih sahnesinden silmeye ayarlı oryantalist bir okumadır. Çerkeslerin dış dünyayla kurduğu diplomatik temaslar, dış güçlerin kışkırtmasının bir sonucu değil; topraklarını ve varlıklarını savunan hür bir halkın rasyonel müttefik arayışı ve meseleyi uluslararası hukuka taşıma gayretidir. Direnişi yalnızca dış konjonktüre bağlamak, Kafkas halklarının sömürgeciliğe karşı gösterdiği asırlık sosyo-politik direnci ve öz iradeyi yok saymaktır.

Demografik Mühendislikten Soykırıma

1860’lardan 1890’lara uzanan süreçte yaşanan trajik nüfus hareketlerini “Osmanlı propagandasının, dini saiklerin veya feodal sınıfların teşvikiyle gerçekleşen gönüllü bir hicret ya da kontrol dışı bir göç” olarak nitelemek, tarihsel verileri açıkça çarpıtmaktır.

Osmanlı ve Rus demografi hareketleri üzerine otorite kabul edilen Justin McCarthy[14] ve Kemal Karpat[15] gibi tarihçiler, Kafkasya’dan gerçekleşen bu kitlesel dalgaları kesin bir dille “savaş, şiddet ve sistematik zorlamanın ürünü olan zorunlu nüfus transferleri” olarak tanımlarlar. Karpat, bu süreci imparatorlukların jeopolitik alan temizliği ve mülksüzleştirme operasyonu olarak okur.

Daha da önemlisi, uluslararası hukuk ve soykırım çalışmaları literatüründe bir eylemin soykırım olarak tanımlanması için yalnızca doğrudan fiziksel imha gerekmez; bir halkın yaşam koşullarının bilinçli, planlı ve sistemli bir biçimde ortadan kaldırılması da soykırım suçunun kurucu unsurudur. Walter Richmond’un arşiv belgelerine dayanan çalışmaları; Kuzeybatı Kafkasya’daki askeri operasyonların (köy yakmalar, aç bırakma stratejileri, halkı sahil şeridine sıkıştırarak kırılma açma) tam anlamıyla bir halkı yok etme amacı taşıdığını ve doğrudan “soykırım” tanımına karşılık geldiğini tescillemektedir. Osmanlı topraklarındaki karantina kamplarında yaşanan trajediler, lojistik bir aksama değil; asıl fail olan Rus Çarlığı’nın insanları silah zoruyla Karadeniz limanlarına sürmesinin ve vatanlarını insansızlaştırma politikasının doğrudan bir sonucudur.

Sonuç olarak; geleneksel sömürgeci anlatının ileri sürdüğü “doğal entegrasyon”, “medenileştirme misyonu”, “yağmacı yerel kültür” ve “gönüllü göç” iddialarının, çağdaş tarihsel literatür karşısında bilimsel bir inandırıcılığı yoktur. Bu argümanlar, sömürgeci şiddeti meşrulaştırmaya yarayan ideolojik kurgulardan ibarettir. Güncel ve objektif veriler ışığında Kafkasya’da yaşanan tarihsel kesit; yüksek yoğunluklu bir sömürge savaşı, planlı bir demografik mühendislik, zorunlu nüfus transferi ve uluslararası hukukun tanımıyla net bir Kafkas Halklarının Soykırımı‘dır.

Referanslar:

[1] Akademik Heyet, Editörler: D.V. Sen, A.T. Urushadze, Kafkasya Tarihi, Güney Federal Üniversitesi Ders Kitabı, Rostov-on-Don-2017.

[2] Georg G. Iggers, Bilimsel Nesnellikten Postmodernizme Yirmi Birinci Yüzyılda Tarih Yazımı, İstanbul-2011.

[3] “18. yüzyılın sonları, Kuzey Kafkasya halklarının tarihinde yeni bir dönemi işaret eder: Rus İmparatorluğu’na kitlesel olarak dahil edilmeleri ve entegre olmaları. Bu, yerel halkın geleneksel sosyo-kültürel yapısında dramatik bir bozulma dönemiydi; yerini büyük ölçüde dışarıdan dayatılan yeni düzen ve kurallar aldı.” Akademik Heyet, Kafkasya Tarihi, A.g.e., s.6.

[4] Walter Richmond, Çerkes Soykırımı, İstanbul-2018.

[5] Akademik Heyet, Kafkasya Tarihi, A.g.e.

[6] Akademik Heyet, Kafkasya Tarihi,A.g.e., s. 130.

[7]  “Önemli olan, sıradan fetihleri bir fikirle yüceltmek, daha çok coğrafi uzam edinme arzusunu, uygar ya da uygar olmayan halklar ile coğrafya arasındaki özel ilişkiye dair bir kurama dönüştürmekti.” Edward Said, Şarkiyatçılık, İstanbul-2003, s. 228:

[8] Nurgün Koç, “Rusların Kuzey Kafkasya’da Uyguladığı Katliamlar: Çerkes Soykırımı”, Tarih İncelemeleri Dergisi, XL-2, 2025.

[9] Mustafa Tanrıverdi, Kafkasya’da Ruslaştırma Siyaseti (XIX. Yüzyıl ve XX. Yüzyıl Başları), VAKANÜVİS- Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, Yıl: 2, Kafkasya Özel Sayısı(2017).

[10] Akademik Heyet, Kafkasya Tarihi, A.g.e., s. 139-140.

[11] James C. Scott, Devlet Gibi Görmek- İnsanlık Durumunu Geliştirmeye Yönelik Projeler Nasıl Başarısız Oldu, İstanbul-2008.

[12] Akademik Heyet, Kafkasya Tarihi, A.g.e., s. 130 ve devamı.

[13] “1861-1862 yıllarında Soçi Meclisi düzenlendi ve burada Çerkes devletinin kurulmasına yönelik bir girişimde bulunuldu. Dağlıların böyle bir adım için gerekli iç koşullara sahip olmadıkları belirtilmelidir. ‘Ortaçağdan kalma, ataerkil bir yaşam biçimine esir’ kalmışlardı ve bu hareket iç ihtiyaçlardan ziyade dış politika koşullarıyla açıklanabilirdi.” Klichnikov Yu., Kuzey Kafkasya: Yeni Bir Boyutta Eski Sorunlar (Tarihsel ve Siyasi Bilim Denemeleri), Pyatigorsk, Perm Devlet Dilbilim Üniversitesi Yayınevi, 2016’dan nakleden: https://roskav.ru/populyarno/istoricheskaya-interpretatsiya-cherkesskogo-voprosa/

[14] Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün: Osmanlı Müslümanlarının Etnik Temizliği (1821-1922), Ankara-1998.

[15] Kemal Karpat, Osmanlı Nüfusu 1830–1914: Demografik ve Sosyal Özellikleri, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2010.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu