Jannah Theme License is not validated, Go to the theme options page to validate the license, You need a single license for each domain name.
Araştırma/Analiz

ZAMANIN BİR KAHRAMANI VE KAFKASYA’DA BİR BOURDİEU TAKİPÇİSİ

PROF.GEORGY DERLUGYAN
New York Üniversitesi Abu Dabi

Yuri (Musa) Shanibov anısına

28 Nisan’da koronavirüs enfeksiyonundan ölen Yuri (Musa) Şanibov (1936–2020) altmışların idealisti, savcı, bilimsel komünizm öğretmeni, devrimci kitlelerin lideri, Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu Başkanı ve Pierre Bourdieu’nun öğretilerinin takipçisi olmayı başarmış biri.

www.gorky.media ‘nın isteği üzerine, sosyolog ve New York Üniversitesi Abu Dabi’de profesör olan ve Şanibov hakkında “Adept Bourdieu in the Caucasus: Sketches for a Biography in the World System Perspective / “Kafkasya’da Bir Bourdieu Hayranı: Dünya sistemi perspektifinde bir biyografi için skeçler” isimli kitabı yazan Georgy Derlugyan, bu şaşırtıcı adamın kaderinin ana hatlarını ve hayatındaki dönemeçleri anlattı. (4 Mayıs 2020)

Eleştirilmesi mümkün hususlarla birlikte, ilgi çekici pasajlar da barındıran  yazıyı aynen yayınlıyoruz. 

***

Kabardey ailesinden örnek bir Çerkesti: manalı, görkemli, etkili. Ve dahası, İngilizlerin “kuru zeka” dediği ölçülü bir mizah anlayışına sahipti. Birkaç yıl önce hastalık yüzünü kısmen felç ettiğinde bile espri yapan Şanibov, “Artık dünyaya şaşı bakıyorum” demişti. Şaşırtıcı bir şekilde, daima zamanının sözcüsü olarak kaldı. 2020 baharında muhtemelen küresel koronavirüsten öldü Şanibov ve muhtemelen şimdi hin bakışlarla bir yerlerden bizleri seyrediyor.

Yuri Mukhamedovich Şanibov , kelimenin tarihi ve sosyolojik anlamıyla, aynı zamanda gerçek bir Sovyet adamıydı. Uzun ömrü şaşırtıcı bir şekilde, yirminci yüzyılın birbirini izleyen önemli dönemlerini kapsıyordu. 1997’de ünlü Fransız sosyolog Pierre Bourdieu, Şanibov’un fotoğrafını görünce o kadar etkilendi ki, Collège de France’daki ofisinin duvarına astı.  Oluyor işte! Takım elbise ve astrakhan kürk başlıklı saygın bir Kafkasyalı, Pierre Bourdieu’nun Rusça “Siyaset Sosyolojisi”ni okuyor.

Asil kalpağı hakkında Şanibov, göstergebilimsel anlamlara sahip postmodern bir oyunun ipuçları üzerinden şakalaşabilirdi: “Gelenekleri icat etme zamanı!” Elbette bu sözleriyle, Eric Hobsbawm ve Terence Ranger’ın “Inventing Tradition in Nationalism” isimli klasik çalışmalarına gönderme yapıyordu.

Her efsanevi yaşam gibi, Şanibov’un biyografisi de derin anlamlarla dolu ve belirsizliklerle kaplıdır. Mesela doğum tarihi hakkında bir kesinlik yok; belgelere göre 1936 gibi görünüyor, ancak o sırada dağ köylerinde kayıtların yaklaşık tarihle yapıldığını belirtiyor. 1942’de Kafkasya’ya Nazi saldırısı sırasında pek çok çocuğuyla dul kalan annesinin, daha uzun süre yemek karnesi alabilmek için oğlunun yaşını farklı söylemesi mümkündür. Öyle olsa bile, bu davranış dönemin ruhuna uygundu.  1945 zaferinden sonra Şanibovlar’ın tüm çocuklarının Sovyet eğitimi alması ve hayata tutunması da önemlidir.

Aynı şey kahramanımızın adı için de geçerlidir. Ruslaştırma yüzünden değil, dostluğa bir övgü ve kentsel modernitenin bir göstergesi olduğu için Yuri oldu. Başka bir efsaneye göre Yura, Şanibov’un Nalçik’te Sovyetler Evi’nin inşaat alanında birlikte çalıştıkları babasının yakın bir arkadaşının adıydı. Çok hızlı bir şekilde inşa ettikleri bina çatladığında, mahkûm yoldaş, Mukhamed Şanibov’a derhal ortadan kaybolmasını tavsiye etti. Geleneksel Kabardey asaletinden gelen sınıf kökenlerini gizlemekle ilgili “sinyaller” de almıştı. Ve elbette, 1961’de Yuri adı, Sovyet başarılarının zirvesinde olan kozmonot Gagarin ile çok iyi ilişkilendirildi.

Geleneksel adı olan Musa, perestroyka’nın sonunda etnik kimliklerin yükselişiyle birlikte çok daha sonra öne çıkacaktır.

Yuri Shanibov (Fotoğraf: yazarın arşivinden)

Genç Yura Şanibov, öksüz nesilden pek çok kişi gibi babasını güçlükle hatırlıyordu; özellikle de yetişkin kıyafetleri içindeki halini.

Ana baba figürü daha sonra Büyük Stalin oldu. Bu gençlik inancı Kruşçev’in döneminde çöktü. Şanibov, 27 yaşında bölge savcısı olduğunda, arşivde babasına karşı açılmış bir dava dosyası buldu ve NKVD’ye yönelik ihbarların hala yaşayan komşuları tarafından yazıldığını fark etti. Peki Şanibov ona ne yaptı? Hiçbir şey. Onları suçluluk duygusuyla yaşamaya bıraktı. Stalinist dönemin baskıları geride kaldıktan sonra ülke, refahın doruklarına, teknik başarılara ve gerçek anlamda halk demokrasisine doğru ilerliyordu.

Aslında bir zamanlar iyimser ve tipik bir altmışlı olan Yuri Şanibov, kültür arzusu, tartışma tutkusu ve kamusal faaliyetlerle dopdoluydu. Yalnızca Rusya’nın altmışlar başkentinden değil, taşradan, çok uluslu Nalçik’tendi o. Bu, onu özellikle o dönemde SSCB’deki genel tarihsel süreçlerin şahidi yaptı. İlk yıllarda, neredeyse altmışlıların tamamı gibi Şanibov da eğitim ve sosyal statüde hızlı bir yükseliş gösterdi. Komsomol’un Kabardey-Balkar bölge komitesinin genç bir savcısı ve sekreteri olmak sadece bir kariyer başarısı değil, aynı zamanda romantik bir şekilde, etkili yasallık, sosyal adalet, toplum ve tüm dünya için daha makul bir organizasyon elde etmeyi özleyen yeni nesil için Sovyet yaşamına giriş garantisiydi. Sınır yoktu ve nitekim o dönem uzayda da bir atılım oldu!

Doğal bir tarihsel ironiye göre Şanibov’un kariyerini baltalayan, 1968’deki patlayan olaylardan sonra sosyalist ideallere olan inancındaki değişimdi. Brejnev’in muhafazakar on yıllarında Şanibov KGB ve parti komitelerinde biraz hırpalanmıştı, Çekoslovakya veya Polonya’da olanların saldığı korkudan kaynaklıydı. Yine de ideolojik olarak çok gayretli görülerek Kabardey-Balkar Üniversitesi’nde bilimsel komünizmi öğretmesi için bırakıldı. Orada öğrenciler arasında hatırı sayılır bir popülerlik kazandı. Hatta Freud’un “ideolojik olarak doğrulanmamış” teorilerini derslerine sokan ya da Yugoslav sapkınlığıyla dolu kolektiflerin sosyalist özyönetim ilkelerinin tartışılmasına izin veren sıra dışı bir öğretmen olarak meslektaşlarının endişeli hayranlığını kazandı. Şanibov kitlelerin yaratıcı inisiyatifinin özgürleştirilerek sosyalizmi geliştirmenin yollarını aramada ısrar etti. Bununla birlikte, Brejnev döneminin ruhu bunun tam tersini öngördü: Sükunetin devamı için tüketimde artış… Tüm Sovyet toplumu gibi Şanibov da bu uzun yılları nispeten rahat ve sükunet içinde geçirdi.

Shanibov, Freud üzerine konferans veriyor (Fotoğraf yazarın arşivinden)

1985’te Mikhail Gorbaçov’un gelişiyle her şey hızla değişmeye başladı. Perestroika ile sosyalizmin yenilenmesi çağrısında bulundu. Şanibov’un hayalini kurduğu da tam buydu. O zamanın birçok entelektüelinde olduğu gibi, basında konuşma ve mitinglerde konuşma fırsatı ortaya çıktığında, verdikleri emirlerle durgunluğun müsebbibi olan nomenklatura’nın keskin bir eleştirmeni ve Gorbaçev’in perestroykasının yerel bir destekçisi olarak büyük bir popülerlik kazandı.

Perestroyka’nın o dönemde duygusal olaylar açısından çok zengin ve birkaç yıldır gelişmekte olduğu hatırlanmalıdır. O yıllar çeşitli felaketler açısından çarpıcı derecede yoğundu: dünya petrol fiyatlarının çöküşü, korkunç kurbanların olduğu tren ve vapur kazaları, Çernobil’deki reaktörde yangın, Sumgait’teki pogrom ve Tiflis’teki mitingin sert bir şekilde bastırılması… İlk başta herkes Gorbaçev’in söylediği her şeyi elbette kelimenin tam anlamıyla kastetmediğini ama muhtemelen deneyimli bir partili olarak ne yaptığını bildiğini düşünüyordu. Ama tam tersi oldu. Halen Stalinist olan komuta kontrol makinesinin dümenine geçen son genel sekreter, onu kırmak ve bürokratik ataletin üstesinden gelmek adına tüm kaldıraçları sıkıştırdı. 1989’un sonunda Gorbaçov’un düzensiz ve yanlış tasarlanmış eylemleri, siyasi itibarını yok etti ve Moskova’nın komuta gücünü neredeyse sıfıra indirdi.

Merkezi hükümetin beklenmedik zayıflamasından yararlanarak, Sovyetler Birliği’ni oluşturan düzinelerce ulusal ve özerk cumhuriyet, giderek daha büyük egemenlik hakları ve ekonomik kaynaklardan pay talep etmeye başladı. Artık kendilerini kendi zihinlerinde kurtaran yerel nomenklatura grupları, halkları yönetme haklarını yüksek sesle ilan ederek ulusal aydınlarla yarış ediyorlardı. Pek çok durumda, zaten oldukça kaotik olan bu ırk meselesi, 1917-1921 iç savaşından ve Stalin’in yönetiminden bu yana Moskova merkezi tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilen komşu ulusların aralarındaki yatay çatışmaları yoğunlaştırdı. Gürcü-Abhaz çatışmaları pek çok örnekten sadece biridir.

Siyasi içgüdülerini takip eden Şanibov, artık Yuri değil Musa idi ve kendisini ulusal hedeflere keskin bir şekilde yeniden yönlendiriyor ve bunu olağanüstü bir şekilde yapıyordu. Birincisi, sadece küçük ulusların hareketlerinden birini değil, Hazar kıyısındaki Dağıstan’dan, Karadeniz kıyısındaki Çerkesya ve Abhazya’ya kadar Kafkasya’nın tüm dağlılarına liderlik etmeye çalışıyordu. İkincisi, askerlikle hiçbir ilgisi olmayan bir adam olan Şanibov, üniversitedeki hitabet ve siyasi teoriler hakkındaki birikimini Kafkas halkları arasında barışı vaaz etmek için kullanıyordu. Ne de olsa Sovyet yasaları bile, dağlı özgürlüğü ve barışının minimalist sembolü kabul ettiği için Kafkasyalıların ulusal kıyafetlerinin bir parçası olarak hançer takmalarına izin vermiş ve onlar için bir istisna oluşturmuştu. Şanibov, barış işareti olarak çaprazlanmış üç ok bulunan geleneksel Çerkes bayrağına dikkat etmeyi severdi. O dönem savaş için Çerkesler çok fazla silah aldı.  Çerkesler için olan bu bayrağın 1836’da İskoç yazar, gezgin ve Konstantinopolis’teki İngiliz misyonunun ajanı David Urquhart tarafından icat edildiği ve o zamanlar ancak yirmi bir yaşında olduğu kimin umurundaydı? Romantizm çağının doruk noktasındayız.  (Ancak İngiliz büyükelçi, coşku ile Rus İmparatorluğu ile bir savaşı kışkırtan Urquart’ı acilen geri çağırmak zorunda kaldı.) Ancak, bu bayrak kök saldı ve 1992’den itibaren Adigey Cumhuriyeti’nin resmi sembolü haline geldi.

Şanibov’un kendisine, Meclise ve ardından Dağlı Halklar Konfederasyonu’na göre, Kafkasya’daki tartışmalı barışı geçici koruma programı kısa sürede somutlaştırılmıştı. Bununla birlikte, o sıkıntılı zamanda yüksek sesle zikredilen isimlerin, o dönemde hızla çoğalan hareketlerin, bankaların, borsaların ve hızla üreyen partilerin arkasına gizlenmiş blöfün derecesini (yine Şanibov’un ifadesine göre) kimse değerlendiremedi.

1991 yılının sıcak yazında ve kasvetli sonbaharında, Sovyet cumhuriyetlerinin başkentlerinde, özerkliklerin ve hatta sıradan bölgelerin hemen hemen tüm merkezi meydanlarında devasa protesto gösterileri düzenleniyordu. Bir başka tarihsel ironiyle parlamentarizme yönelmiş olan Şanibov, aniden devrimci kitlelerin liderine dönüştü. Olağanüstü hitabet yeteneği ile Makhaçkala ve Grozni’den memleketi Nalçik’e ve Lıhni köyündeki ulusal Abhaz toplantılarına kadar her yerden talep görüyordu. SSCB’nin çöktüğü günlerde Kabardey-Balkar nomenklaturasının,  uzlaşmacı eğiliminden dolayı Şanibov’u umutla takip ettiğini pek az kişi hatırlayacaktır. Ama sonra “partokrasinin yuvasını” yakmaya kararlı birisi Nalçik’teki Sovyetler Evi’ne (Şanibov’un babasının inşa ettiği) dolu bir akaryakıt kamyonu sürmüştü. Yıllar sonra Şanibov sadece hüzünlü bir gülümsemeyle şunu söyleyecekti: “Ben Cokhar Dudayev değildim ve Çeçen gibi davranamazdım. Nalçik’te hırsızlar tarafından yönetilmek, harabelerinde dumanlar tütmesinden daha iyidir.”

Abhazya’da gönüllüler ile (Fotoğraf yazarın arşivinden)

Yine de etnik çatışmaları kışkırtmak suçundan tutuklandı. Dahası 1992’de “Yeltsin-Gaidar” yönetiminde Nalçik KGB binasında olağanüstü bir teorik tartışmanın ardından tutuklandı. Şanibov oraya, bağımsız bir devlet olan Gürcistan’a savaş ilan ettiği, bu konuda hukuki ehliyetinin ne olduğunu ve hangi Rus yasalarına göre Dağlı Halklar Konfederasyonu’nun “barışı koruma taburları” oluşturduğunu açıklamaya davet edilmişti. O zamanlar, diğerlerinin de iyi bildiği gibi, Şanibov’un komutasında tabur filan yoktu. Ancak meydanlardaki insanlar kardeş Abhazya’nın savunulması için harekete geçilmesini talep etmişti. Bu nedenle, barış insanı ve bir avukat olan Şanibov, siyasi hesaplamadan çok içgüdüsel hareket ederek var olmayan bir orduya yüksek sesle emir vermişti. Ama işte o günlerin mucizesi ve dehşeti, Şanibov hapiste tutulurken, Kuzey Kafkasya’nın her yerinde gönüllü taburlar ortaya çıktı ve bir yürüyüşe başladılar. Komutanları arasında Çeçen savaşlarının gelecekteki liderlerinden olan eski devlet çiftlik makinesi operatörü Ruslan Gelayev ve Moskova Enstitüsü’nden ihraç edilen Şamil Basayev de vardı.

1992 yazında Gürcistan Cumhuriyeti, SSCB’nin bölünmesi nedeniyle eski Sovyet silahlarından payını aldı. Ancak, o garip yılın yazında “Gürcistan Cumhuriyeti” yetkilileri kimlerdi? Yetenekli bir yazar, film çalışmaları profesörü ve söylentilere göre bir banka soyguncusu, hukuk hırsızı Jaba Ioseliani  ile “Mkhedrioni” (“şövalyeler” – ulusun kurtarıcıları) militanları; yanısıra bohem avangart heykeltıraş Gürcü “Ulusal Muhafızlar” komutanı Tengiz Kitovani; kısa bir süre önce devrilen Şekspir uzmanı ve seçkin muhalif, mesihçi-milliyetçi söylemin ustası Sovyet sonrası ilk cumhurbaşkanı Zviad Gamsakhurdia…

Eski Sovyet tanklarını aldıktan sonra Gürcü gönüllüler, hakimiyetlerini tesis için derhal özerk ve Sovyet standartlarına göre büyüleyici zengin Abhazya’ya yöneldiler. Küçük Adıge-Çerkes halklarından biri olan Abhazlar, nüfusun neredeyse yarısı Gürcü olan Abhazya’ya hangi Sovyet hukukuna göre hükmediyordu? Ve eğer ortaçağ haritalarında Abhazya Gürcü krallığı içinde açıkça gösteriliyorsa, Gürcülerin çoğunluğunun orada Stalin-Beria dönemindeki göçlerle ortaya çıkmış olması kimin umurundaydı?

Şanibov, savcı olduğu dönemden iyi bildiği Rostov hapishanesinden kaçtı. Bu olay örgüsü, basit ve ürkütücü bir açıklama ortaya koymak için tasarlanmış komplo teorileriyle doludur. Ancak Occam’ın usturasının mantıksal kuralı, en basit açıklamanın kesinlikle kaçış olduğunu gösteriyor. O günlerin kaotik çöküş ortamı KGB’den kaçmak için uygundu.

Aslında, 1992’deki Rus devletinin kendisi nasıldı? Yeltsin’in danışman çevresi mi? Gaidar’ın hükümeti mi? Khasbulatov, Rutskoy ve gürültülü son Yüksek Sovyet vekilleri mi? Eski SSCB’nin dağılan ordusu mu? Her yönden özelleştirilmiş devasa bir makinenin kalıntıları mı?

Abhazya’da vatanseverlik savaşı denilen 1992-1993 savaşı daha yakından incelendiğinde, kaos, tuhaf belirsizlikler, doğaçlamalar, birçok insan trajedisi ve gizli bir açıklama yapmak için tasarlanmış komplo teorileri hiç de az değildir. Genel olarak herkes etnik klişelere uygun şekilde oldukça öngörülebilir ve garip bir şekilde savaştı. Gürcü birlikleri (en azından ilk aylarda) avdaki şövalyeler gibi davrandılar. Mayınlanmış en yakın evlerden elde ettikleri çaça ve yiyeceklerle ziyafet çekiyor, pervasız cesaretle davranıyor, açık siperlerde ve düşman tüfeklerinin önünde göründükleri gibi aynı zamanda kimse emirlere  uymuyor, eski Sovyet ekipmanlarını tamir ederek ellerini de kirletmiyordu. Duvarın arkasında kalan Abhazlar ve dağlı kardeşleri, umutsuzca, cesurca ve giderek daha şiddetli bir şekilde savaştılar. Orada bulunan Ruslar, yenilen Gürcülerin daha sonra iddia ettikleri gibi, hangi kapasitede olduğu (ve kuşkusuz büyük miktarlarda değil) netlik kazanmasa da insanlara acımadan saldırılar düzenlediler. Şanibov, Abhazların, yaşlılar, bebekler ve kadınlar da dahil olmak üzere 90 binden daha az olduğu konusunda uyarmak ve taktiksel olarak hatırlatmak zorunda kaldı. 1993 sonbaharında Başkan Yeltsin’in tankları ve özel kuvvetleri Moskova’daki Beyaz Saray’a baskın düzenlediğinde, Abhazya’daki savaş Gürcü nüfusu için son bir felaketle ve yarı ölü bu subtropikal cennette büyük bir yıkımla sona erdi.

Yuri Şanibov mandolin çalıyor (Fotoğraf yazarın arşivinden)

Şanibov için bu savaş onun en parlak ve aynı zamanda en karanlık saati oldu. Biyografisini dolduran tarihsel ironiler çoğalmaya devam ediyor. Kariyerine hukukun üstünlüğünün vicdanlı bir koruyucusu olarak başladıktan sonra, kaçan bir siyasi tutukluya dönüştü. Sovyet rüyasının çöküşüyle ​​bir zamanlar samimi bir sosyalist iken, hızla bir milliyetçiye dönüştü. Doğası gereği bir parlamenter olarak, Kuzey Kafkasya’nın bir tür Garibaldi’si gibi gönüllü taburların lideri haline geldi. Dağ Birliğinin bilge yaşlı thamadası olarak kalırken asla eline silah almadı. Bununla birlikte, Musa Şanibov’un meteor gibi parıldayan siyasi biyografisi, görünüşe göre, kendi doğaçlama koruması tarafından güvenliğe alınmamış silahtan istemeden ateşlenen bir kurşunla kesintiye uğradı. Kafkasya’da kim emniyet kemeri takıyor? Böyle bir savaşta veya herhangi bir savaşta şan ve şerefle ölmek nadir bir şanstır.

Şanibov’u ilk başta Türkiye’den bir Çerkes gönüllünün, Orta Doğu’daki Kafkas muhacirlerinin nesillerdir kullandıkları geleneksel  şifalı bir bitkiden yaptığı ilaç iyileştirdi. Bu, Musa’nın yılmaz ruhunu yeniden kazanmasına yardımcı oldu, ancak yine de Rus hastanelerinde çok zaman geçirmek zorunda kaldı. O dönemde Şanibov, Pierre Bourdieu’nun Siyaset Sosyolojisi üzerine çalışmaya başladı. Ve işte bu sıradışı hayatın en acı ironisi şudur: Şanibov, Bourdieu’nun bir parçası oldu; ancak kendi öğrencileri, ortakları ve takipçileri arasında olan ve 1993’te Abhazya’dan sonra temasını kaybettiği Şamil Basayev’in adı daha gürültülü bir şekilde duyuluyordu.

Dağlı gönüllüler arasında daha ılımlı olanlar, 1990’ların hayal kırıklıkları ve hayatın gündelik zorlukları içinde bir şekilde eridi. Ayaklanmanın geri kalanının dini radikalleşmesi, Şanibov’un barış ve birlik vaazını ve daha da önemlisi artık sosyalist ideallerini gereksiz kıldı. Ekim 2005’te Basayev’in İslamcılarının Nalçik polis karakollarına ve FSB’ye yönelik kitlesel ve nihayetinde intihara yönelik saldırısından kısa bir süre sonra, aynı Sovyet apartmanında yaşamaya ve yerel bir üniversitede çalışmaya devam eden Şanibov’u aradım. Sadece acı bir şekilde gülümsedi: “Teşekkür ederim ama Şanibov için endişelenme. Zaten herkes tarafından unutulmuş, bu nedenle güvende. Dün penceremizin altında ölen çok genç insanların hepsi, Şanibov adının Kafkasya’da gürlediği doksanlı yılların başında birer bebekti.”

Uzun süredir üniversitede meslektaşı olan birisi, Şanibov’un inanılmaz derecede zengin ve hüzünlü yaşam yörüngesini benimle yaptığı bir konuşmada şöyle anlattı: “Yura’mız, özyönetim için esasen aynı ilkeler ve haklar için tüm hayatı boyunca savaştı. Projelerinin referans grupları, Sovyet gençliğinden perestroyka entelijansiyasına, küçük yerli halklara ve onların kendi kendini yöneten Konfederasyona kadar yayıldı.”  O bir bilimsel komünizm öğretmeni ve yaşamı döneminin tüm kıvrımlarını takip eden başarısız bir Konfederasyonun başkanıydı.
______________________
Kaynak: https://gorky.media/context/geroj-svoego-vremeni-i-adept-burde-na-kavkaze/

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu