Jannah Theme License is not validated, Go to the theme options page to validate the license, You need a single license for each domain name.
Erol Karayel

İSİMLER VE KAPSAMLARI: “KAFKAS ÖTESİ”, “KUZEY KAFKASYA”, “GÜNEY KAFKASYA”

EROL KARAYEL

Kafkasya coğrafyası, yalnızca fiziki yapısı nedeniyle değil, kavramsal çerçevesindeki belirsizlikler nedeniyle de karmaşık bir bölgedir. “Çerkes” ve “Çerkesya” isimleri etrafında süregelen tartışmalar bunun en bilinen örneklerinden biridir; bugün dahi bu konuda tam bir mutabakat sağlanabilmiş değil. Herkesin, kendi tarihsel ve kültürel perspektifinden hareketle inşa ettiği bir doğrusu var.

Benzer bir karmaşa, “Kafkasya”, “Kuzey Kafkasya”, “Güney Kafkasya” ve “Kafkas Ötesi” gibi terimlerde de karşımıza çıkar. Özellikle “Kafkasya” adını yalnızca sıradağların kuzeyiyle sınırlayan ve güneyi bunun dışında bırakan yaklaşım, hem coğrafi bütünlüğü zedelemekte, hem önceki dönem kayıtlarıyla çelişmekte[1], hem de uluslararası kullanım ile örtüşmemektedir. Nitekim güncel literatürde ve genel kabulde Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan da Kafkasya’nın parçaları olarak değerlendirilmektedir.

Bu şekilde, kavramlar üzerinden süregiden tartışmaları mutlaklaştırmak yerine, açıklayıcılığı ve fonksiyonelliği esas almak daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Yani bizden bir şey eksiltmiyorsa, yaygın anlayışla barışık bir tavır almak daha mantıklı görünüyor. Bu çerçevede ben “Kuzey Kafkasya” ve “Güney Kafkasya” ayrımının, hem coğrafyayı, hem de anlatılmak isteneni daha iyi ifade ettiğini düşünüyor ve böyle kullanmayı tercih ediyorum. Aksi halde, her kavramın ardından ayrıca “hangi anlamda kullanıldığına” dair izah getirmek zorunda kalınan, iletişimi zorlaştıran bir dil ortaya çıkıyor.

Bununla birlikte, bu ayrımın kendisi de tam anlamıyla berrak değildir. Mevcut kullanımda önemli belirsizlik alanları bulunmakta; bu belirsizlikler hem coğrafi gerçekliği hem de tarihsel sürekliliği bulanıklaştırmaktadır. Bu yazının amacı, sıklıkla birbirinin yerine kullanılan “Kuzey Kafkasya”, “Güney Kafkasya” ve “Kafkas ötesi” terimlerini mantıklı, sağlam bir zemine oturtmaktır. Zira kavramları doğru tanımlamak, Kafkasya’yı doğru anlamanın ve söylediklerimizin doğru anlaşılmasının ilk ve en kritik adımıdır.

YAYGIN KABULLER SORUNLU

Genel kabul, Kafkasya’yı kuzey ve güney olarak ayıran sınırın Büyük Kafkas Sıradağları olduğu yönündedir.[2] Haritaya bakıldığında bu varsayım ilk bakışta makul görünür: doğudan batıya uzanan devasa bir dağ silsilesi, bölgeyi doğal bir “duvar” gibi ikiye ayırıyor izlenimi verir.

Ancak bu yaklaşım indirgemecidir. Coğrafi sınırlar yalnızca yükseltilerle belirlenmez; nehir havzaları, yerleşim sürekliliği, kültürel etkileşim alanları ve tarihsel hareketlilikler de en az topoğrafya kadar belirleyicidir. Bu unsurlar birlikte ele alınmadığında ortaya çıkan sınır tasavvuru eksik kalır.

KUZEY VE GÜNEYİ AYIRAN GERÇEK HAT İNGUR–ALAZAN ÇİZGİSİDİR

Bu perspektiften bakıldığında Kuzey ve Güney Kafkasya’yı ayıran esas sınır, dağların zirvelerinden değil, daha güneyde uzanan bir hat üzerinden geçer. Bu hat:

– Batıda Karadeniz kıyısında İngur Nehri ağzından başlar,

– Tskhinvali’yi kapsayacak şekilde doğuya uzanır,

– Ari ve Alazan çayları boyunca devam eder,

– Nuha (Şeki)’nın güneyinden geçer,

– Dibrar Tepesi üzerinden ilerler ve

– Doğuda Hazar kıyısındaki Kızılburun’da son bulur.[3]

Bu çizgi, yalnızca coğrafi bir sınır değil; aynı zamanda Kafkasya’nın etno-kültürel örgütlenmesini belirleyen bir “fay hattı”dır. Bu yaklaşımın en kritik sonucu ise şudur:
Büyük Kafkas Sıradağları, Kuzey ile Güney’i ayıran bir sınır değil, Kuzey Kafkasya’nın kendi içyapısının bir parçasıdır.

“GÜNEY KAFKASYA” VE “KAFKASÖTESİ” ARASINDAKİ FARK

Bu noktada çoğu zaman birbirine karıştırılan iki kavramı ayırmak gerekir:

– Kafkasötesi (Transkafkasya), Rusça Zakavkazye teriminden türemiştir ve tamamen kuzey merkezli bir bakış açısını yansıtır. Kafkas Dağları’nı aştıktan sonra ulaşılan “öte taraf” anlamına gelir.[4]

– Güney Kafkasya ise İngur–Alazan-Kızılburun hattı ile Türkiye–İran sınırı arasında kalan bölgeyi ifade eder. Bu kavram, dışsal bir bakışın ürünü olmaktan ziyade coğrafi gerçekliğe daha yakındır.

Dolayısıyla “Kuzey ve Güney Kafkasya’yı dağlar böler” söylemi, esasen jeopolitik bir alışkanlığın yansımasıdır; coğrafi bir zorunluluk değildir.

DAĞLAR: SINIR DEĞİL, OMURGA

Kafkas sıradağları çoğu zaman düşünüldüğü gibi katı bir doğu-batı duvarı oluşturmaz; kuzeybatıdan güneydoğuya doğru eğimli bir sistemdir ve bütün olarak Kuzey Kafkasya’nın coğrafi bünyesi içinde yer alır.

Bu durum önemli bir sonucu beraberinde getirir: Dağın her iki yamacında yaşayan topluluklar aslında aynı coğrafi bütünün parçalarıdır.

Osetler, Abhazlar, Kıyı Adigeleri, Ubıhlar, Abhazlar ve Lezgiler için dağlar bir ayrım çizgisi değil, birleştirici bir omurgadır. Sınırın dağın zirvelerinden değil, eteklerden -yani ovaların başladığı hatlardan- geçmesi, bu bütünlüğü korur.

Eğer sınır dağların tepesinden geçirilseydi, bu halklar yapay biçimde bölünecekti. İngur–Alazan-Kızılburun hattı ise dağ kültürünü parçalamak yerine bütün olarak muhafaza eder.

SINIRIN MANTIĞI

Bu sınır yalnızca çizgisel değil, bölgesel olarak da anlam kazanır.

Batıda İngur hattı, Abhazya ile Gürcistan arasındaki ayrımı belirler. Abhazların kuzeyli kimliği bu hatla coğrafi karşılık bulurken, güneyde yaşayan Megreller farklı bir kültürel havzaya aittir.

Orta kesimde Tskhinvali üzerinden geçen hat, Oset yerleşimlerinin bütünlüğünü korur. Bu durum, Güney Osetya’nın kuzeyle kurduğu siyasi ve kültürel bağın coğrafi temelini açıklar. Aynı bağlamda Pankisi Vadisi, Kuzey Kafkasya’nın güneydeki doğal uzantılarından biri olarak ortaya çıkar ve bölgedeki Çeçen varlığını anlamlandırır.

Doğuda ise Alazan–Şeki hattı, Dağıstan ile Azerbaycan arasındaki geçiş alanını belirginleştirir. Avarlar ve Lezgiler gibi halkların iki tarafta birden bulunması, sınırın dağ zirvelerinden değil daha güneyden geçirildiğinde ancak açıklanabilir.

KÜLTÜREL VE SOSYOLOJİK AYRIŞMA

Bu çerçevede İngur–Alazan sınır hattı, yalnızca fiziki coğrafyayı değil, aynı zamanda medeniyetler arası bir temas ve geçiş kuşağı oluşturur ve toplumsal yapıları da ayırır.

Bu hattın güneyinde kalan topluluklar (Kartveller, Azerbaycan Türkleri, Ermeniler), tarihsel süreçte daha yerleşik, devlet merkezli ve imparatorlukların etkisine açık bir yapı geliştirmiştir. Buna karşılık kuzeyde kalan topluluklar, dağlık coğrafyanın etkisiyle daha kapalı, klan temelli ve geleneksel yapıları güçlü toplumlar olarak varlıklarını sürdürmüştür.

Bu farklılaşma, sınırın neden dağların zirvesinde değil, daha güneyde tanımlanması gerektiğini sosyolojik olarak da doğrular.

ABHAZYA: KARADENİZ’E AÇILAN KUZEY KAPISI

İngur hattının en dikkat çekici sonucu, Abhazya’nın konumunda ortaya çıkar ve Abhazya’nın Kuzey Kafkasya’nın bir parçası olduğu gerçeğini perçinler.

Böylece Abhazya:

– Etnik ve kültürel olarak bağlı olduğu kuzeyli halklarla aynı coğrafi bütün içinde yer alır,

– Dağ sistemi ile Karadeniz arasında stratejik bir köprü fonksiyonu görerek coğrafi kopukluk yerine süreklilik sağlar.

Bu durum, Abhazların Adige ve diğer Kuzey Kafkas halklarıyla ilişkisini yalnızca tarihsel değil, coğrafi bir gerçeklik olarak da temellendirir.

SONUÇ

Sonuç olarak Kafkasya’yı anlamak için dağlara bir “sınır” olarak değil, Kuzey Kafkasya’nın “omurgası” olarak bakmak gerekir. İngur–Alazan-Kızılburun hattına dayanan bu yaklaşım, bölgeyi daha tutarlı bir şekilde açıklamayı mümkün kılar:

– Kuzey Kafkasya, dağ sisteminin etkisinin sürdüğü ve dağlı kültürün şekillendiği bütünsel bir coğrafyadır.

– Güney Kafkasya ise bu sistemin sona erdiği, ovaların ve yerleşik düzenlerin başladığı sahadır.

Bu çerçevede Kafkasya, yalnızca topoğrafik bir alan değil; nehirlerin, geçişlerin ve insan hareketliliğinin şekillendirdiği dinamik bir coğrafi bütündür. Onu doğru anlamanın yolu da, sınırları yalnızca haritalarda değil, hayatın akışı içinde okumaktan geçer.

Notlar:

[1] Örnekler:
– “Kafkasya denilen ülke cenubda Aras ve Çoruh, şimalde Volga ve Don nehirleri ile şarkda Hazar Denizi, garpda Karadeniz’in çevirdiği yerlerdir.” Kadircan Kaflı, Şimali Kafkasya, s: 12, İstanbul-1942
-Şimalde Don ve Volga Nehirleri’nin birbirine yaklaşmış olan cenub kısımları; cenupta ise Aras Nehri’nin aşağı kısmıdır. ” İsmail Berkok, Kafkas Tarihi, s: 4, İstanbul-1958

[2] – Nitekim İsmail Berkok da “Kafkas Tarihi” kitabında böyle ifade etmiştir.
– https://www.britannica.com’da da “Kafkas dağlarının güneyinde kalan bölge” olarak tarif ediliyor.

[3] Kadircan Kaflı, Şimali Kafkasya, s: 12, İstanbul-1942

[4] – Nitekim Wikipedia’da Kafkas ötesi, “Geleneksel olarak, Transkafkasya’nın kuzey sınırı Büyük Kafkas Dağları, güney sınırı ise Karadeniz ve Hazar Denizi arasındaki SSCB devlet sınırı (Transkafkasya Sınır Bölgesi) olarak kabul edilmiştir.” şeklinde tanımlanmaktadır.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu