Jannah Theme License is not validated, Go to the theme options page to validate the license, You need a single license for each domain name.
Erol Karayel

“İYİ BİLİRDİK!”

Yekuaş Abdurrahman Kural Abi’nin Ardından…

EROL KARAYEL

Bazı ölümler insanı sarsıyor. Acısını daha derinden hissediyorsunuz. Bu, vefat edenin akrabalık derecesinden bağımsız olarak vasıfları ile ilgili olmalı; çünkü kodlarınız ne kadar birbirine uyumluysa, o kişinin ölümü size o kadar çok acı veriyor.

11 Ekim 2024 tarihinde kaybettiğimiz Abdurrahman Kural abinin vefatının bendeki etkisi işte böyle oldu. Sarsıldım. Çünkü o bizim “abimizdi”…

Buradaki “abi” isimlendirmesini yaş farkından kaynaklı ağız alışkanlığı ile söylemiyorum. Bizim neslin hafızasında “abi” kavramının yeri çok farklıydı.

Ben 78 kuşağıyım; bizden önceki 68 kuşağının üniversite öğrencileri, kitlesel gösteriler, boykotlar, çatışmalar, protest tavırları ile dünyayı hareketlendiren bir nesildi. Eleştiriyor, talep ediyor, ülke yönetimlerince tesis edilen sistemlere kafa tutuyor, güç merkezlerine toplumsal dönüşüm için olanca güçleriyle baskı yapıyorlardı ve tabii ki Türkiye de bu fırtınadan nasibini alıyordu. O zamanlar içeriğini tam kavrayamasak da çocukluğumuz onların haberlerini dinleyerek geçti.

Biz 78’liler işte bu kuşağın ardından gelenleriz.  Onların estirdiği rüzgar bizleri de içine aldı. Şu veya bu görüşten olmalarına bakmadan, birbirleriyle cedelleşmelerini de dikkate almadan söylüyorum, bizim nesil genel olarak son derece idealist olan bu 68 kuşağının ayak izlerini takip ederek rotasını çizmiştir. O dönemlerde nerede ise herkes belli bir “ideanın” adamıydı.  İlk okuldan sonra neredeyse herkes politize olurdu. Sanal ortamlarda değil, kalabalık gruplar halinde reel ortamlarda bir araya gelinir ve herkes ülkeyi ve dünyayı değiştirmek için belli bir fikir sistematiğinin savunuculuğunu yapardı. Coşkular da, öfkeler de olanca samimiyetle paylaşılırdı.

Bence bu iki neslin hâkim özelliği hepsinin çokça kitap okuması ve o dönemin siyasi ve kültürel gündemini çok yakından takip ediyor olmalarıydı. Bu hakkı teslim kabilinden belirtmeliyim ki, hepsi yaşlarına göre oldukça donanımlı insanlardı.

İşte bizim nesil, önceki kuşağımız olan 68’lilere bu rehber rolünden dolayı “abi” derdi. “Abi” rütbesini almak için sürekli birlikte olmak, birbirini çok iyi tanımak da gerekmiyordu; yapılan kısa bir sohbette verilen “parola ve işaretler” tutuyorsa, daha ilk görüşmede “abi-birader” ilişkisi tesis edilirdi bizim bulunduğumuz cenahta.

Çerkes kimliklerimiz üzerinden ilk ilişkilerimizi kurduğumuz Abdurrahman Kural da 68 kuşağına dahil işte böyle donanımlı bir abimizdi bizim.

***

ABDURRAHMAN KURAL

Abdurrahman Abi Gönen’in Bayramiç Köyü’nde ikamet eden Adigelerin Yekuaş ailesine mensuptu. Kendisiyle 18-19 yaşlarında iken tanışmıştım. Evet, ya 78, ya 79 yılıydı. Köylüsü ve iyi arkadaşı rahmetlik Şaban Kuyumcu ile birlikte Sultanahmet Kafkas Kültür Derneği’ne gelmişlerdi. Güleryüzlü ve hoş sohbetti. Bizimle ilgilendi, konuştuk. Konulara yaklaşımı ve sarf ettiği cümleler gönül köprüsünü kuracak “parola ve işaretin” tamam olduğunu söylüyordu. Fazla söze hacet kalmadan kendisi “abi” payesiyle gönlümüze yerleşti ve bir daha da oradan hiç çıkmadı.

***

80 ihtilali sürecinde herkes gibi biz de savrulduk. O dönem irtibatımız koptuysa da bir süre sonra tekrar temas kurduk. Bayram seyran vesile ederek telefonla sık sık görüşürdük. İstanbul’a geldiği zamanlarda yılda en az birkaç kez de yüz yüze görüşüyorduk. Gençliğinde Dergah Yayınevi’nde çalışmış, burada pek çok bilindik simayla tanışmış, ahbap olmuştu Abdurrahman abi. Bu yüzden İstanbul kültür çevrelerini bilirdi ve irtibatları da vardı. Bu aşinalığından olsa gerek İstanbul’a geldiğinde Cağaloğlu’na mutlaka uğrar, yayınevlerini adeta tavaf ederek yeni çıkan tüm kitapları toplardı. Tam bir kitap kurduydu. Hatta Sultanahmet Derneği’nde ilk tanıştığımızda elindeki Arap harfleriyle yazılmış kitabın Adigece “Kuduri Muhtasarı” olduğunu söylemiş ve üzerine bir şeyler konuşmuştu. Nitekim o zamanlar Kuduri Muhtasarı’nın Adigeceye çevrilmiş olmasına çok şaşırdığım için bu diyalog böylece hatırımda kalmış zaten. (Bu vesileyle şimdi düşünüyorum da, bu kitabı bir daha ne kimsede gördüm, ne de varlığına dair bir şey işittim. Eğer hafızam bana oyun oynamıyor ve gerçekten bu kitabın Adigecesi mevcutsa bulup gün yüzüne çıkartmak ne kadar güzel olur.)

İşyerim uzun yıllar Cağaloğlu’nda oldu. Yani Abdurrahman abinin İstanbul’a geldiğinde ilk ziyaretgahlarından olan o tarihi kültür semtinde. Turlamış olarak elinde kitap yüküyle çıka gelir, bizim ofisi son durak yapardı. Bu ziyaretlerinde uzun sohbet imkânlarımız olurdu. Konuşmaya başlayınca sohbetine lezzet katan kitabi alt yapısı sözlerine yansır, kendisini ilgiyle dinlerdim. Hatıraları zengin ve renkliydi.  Her seferinde kendisine, “Abi senin artık mutlaka kalemi eline alman gerekir” derdim ama o okumanın daha zevkli ve kolay olduğunu söyleyerek, yazma işine pek yanaşmazdı. Her zaman kısık olan o bakışlarını üzerime çevirir, “Bizim için o kadar çok yazan var ki Erol, bize düşen onları okumak” der, önerimi kibarca savuştururdu.

***

İnandığı yolda faydalı gördüğü her türlü hizmete dört elle sarılırdı.

Adigeliğine ve Adigelere çok düşkündü. Her Kafkasyalı ile anlaşacak bir frekans bulurdu.

Vefakardı. Dediğim gibi, ondan küçük olmama rağmen İstanbul’a her gelişinde arar ve bulunduğum yere mutlaka gelirdi.

Köylüsü olan ünlü din alimi (Beyiç) Mahmut Bayram Hoca’nın vefatından sonra onun hatırasını yaşatmak için arkadaşlarıyla birlikte köylerine mükemmel bir kültür merkezi inşa etmeyi başarmışlardı. Bugün öyle bir inşaatı yapmak, o imkanları bir araya getirmek gerçekten hiç de kolay bir şey değil.

Eşine, dostuna, yardıma ihtiyacı olan herkese el uzatırdı. 2011’de iç savaştan kaçıp Türkiye’ye gelen Suriyeli birkaç Çerkes aileye köylüleriyle birlikte nasıl sahip çıktıklarını ve köylerinde misafir ettiklerini (-ki hâlâ da öyle) hiç unutmam. Neredeyse vefatına kadar da bu ailenin önünü açmak ve hayatın akışına adapte olmalarını sağlamak için ne kadar uğraştığının, bizlere de sık sık danıştığı için onlara nasıl yol açmaya çalıştığının şahidiyim.

***

En son 22 Eylül’de geldiği Eskişehir Musaözü’nde Azhvala şenliğinde gördüm kendisini. Eskişehir’de ikamet etmekte olan oğlu Kuban’ın yanına gelmiş, o da onu şenliğe getirmişti. Değişiklik olur, biraz açılır diye düşünmüş olmalı muhtemelen. Bu vesileyle ayaküstü 15-20 dakika kadar konuştuk. Kazanımı olacağını düşünerek abimin de kendisini tanımasını istemiş ve orada birbirleriyle tanıştırmıştım hatta. Abdurrahman abi benim için öyleydi, herkes onu tanımalydı.

Maalesef o gün kendisini hiç iyi görmemiştim: Vücudu zayıflamış, sesi kısılmış, ten rengi iyice beyazlaşmıştı. Belli ki musallat olan o hastalık vücudunu hızla kemiriyordu.

Ve üzerinden 20 gün geçmeden Emr-i Hak vaki oldu ve bu ölümlü dünyadan ölümsüzlük alemine geçiş yaptı Abdurrahman abi.  Tıpkı şairin dediği gibi oldu:

“Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;

Eşten dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez.”

İnanıyorum ki O, o kapıdan incinmeden geçti. Geride bıraktıklarının kolu kanadı kırılırken o da sonsuz ahiret yolculuğuna başladı.

Samimi bir inanan olarak bildiğim Abdurrahman abinin dünyada yaptıklarının hesabını yüz akıyla vereceğine inanıyorum.

Cenazesine katılmayı çok istedim ama çok geç haber aldığım için artık yetişme imkanım kalmamıştı maalesef. Ama dualar ışık hızıyla yetişir; ruhuna Fatihalar gönderdim ve andıkça da göndermeye devam edeceğim.

Kendisini hep sevgi ve saygı ile anacağız.

Rabbim mekanını Cennet, makamını âli eylesin inşaallah.  (Amin).

Aile fertlerine ve tüm sevenlerine sabırlar diliyorum.

 

4 Yorum

  1. Değerli Erol Kardeşim,
    Abdurrahman Abinle ilgili güzel hatıralarını ve yorumlarını Bayramiç’li İlham Belek abimizin paylaştığı yazınızı okuma fırsatını buldum. Oldukça duygulu ve etkileyici bir üslupla yazdığınız hatıralarınızı zevkle okudum. Yazdıklarını okudukça geçmişte Abdurrahman arkadaşımla birlikte İstanbulda öğrencilik yaptığımız dönemleri hatırladım. Çok duygulandım. Abdurrahman Kural ile aynı Köylü oluşumuzun ötesinde birbirimize akrabalık bağıyla bağlı, okul arkadaşı ve dava arkadaşı olma bakımından birbirimizle kader arkadaşı olduk. Merhum Mahmut Bayram Hocanın Hemşehrisi olmakla birlikte hocamız ve velimizdi. Ondan feyiz alarak yetiştik. Vefa duygusuyla Onun adını taşıyan Gönen’de Mahmut Bayram Hoca Camii ile birlikte Bayramiç Köyü’nde Mahmut Bayram Kültürevini inşa etme çalışmalarında Abdurrahman Kural ile birlikte gayret sarfettik. Bu çalışmaları Mahmut Bayram Adına kurduğumuz “Mahmut Bayram Kültür ve Dayanışma Derneği” ile Gönen Mahmut Bayram Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği vasıtasıyla 2017 yılında hizmete açarak gerçekleştirmeyi Allah’ın inayetiyle başardık. Dolayısıyla amacımıza ulaştık. Bununla beraber pek çok faaliyetlerimiz oldu. Abdurrahman Kural benim en değerli kader ve dava arkadaşımdı. Onun vefatı beni ziyadesiyle sarstı. Elbette Ölüm Allah’ın emri ve hepimiz ölümü vakti gelince tadacağız. Ancak sevdiklerimizi kaybetmekle büyük hüzün yaşıyoruz. O dünyasını dünyasını ve ahiretini mamur ederek aramızdan ayrıldı. Bizim için büyük bir eksiklik olacak. Ancak sabrederek ve Onu rahmetle anarak kendimizi teselli edeceğiz. Bu vesileyle kendisine Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.
    Erol kardeşim. Hatıralarını paylaştığınız için sana çok teşekkür ediyorum. Görüşmek üzere Allah’a emanet olunuz. Selam ve sevgilerimle.
    Hamit Kayabey

  2. İnancına ve inandığına SADIK, sadakatinde SAMİMİ, dünyevi hayatında MÜTEVAZİ liği ile nevi şahsına münhasır bir insandı Abim. Hayır adamı idi. Hayırla yad edilecek inşa Allah. rabbim gani gani rahmet eylesin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu