Hicret ve Çerkesler
Hicret sözlükte, kişi veya kişilerin bulundukları yerden göç yoluyla ayrılmaları anlamına gelir.
Hicret, imanın, Allah’a ve Rasûlüne bağlılığın, Allah yoluna fedâkarlık yapmanın, dünyalıklardan vazgeçmenin, yalnızca Allah rızasını seçmenin, İmanda samimi olmanın, inanılan şeyin doğru olduğuna güvenmenin eşsiz örneği, küfre ve onların azgın temsilcilerinin hükmüne boyun eğmemenin, iman uğruna her zorluğu göze almanın destansı ifade edilişidir.
Bu yolculuk (hicret) sıradan bir göç değildi. Bu bir ekonomik nedene dayanan yer değiştirme, daha rahat yaşama elde etmeye yöneliş, ya da başka diyarların altınlarını veya başka zenginliklerinin çekici daveti değildi. Bu hicret aydınlığa, kurtuluşa, İslâmın nuruna, İslâmı tebliği en uzak yerlere kadar götürebilme imkanına, Allah’a hakkıyla kulluk yapma fırsatına uzanan bir yolculuktu.
Bu ayrılma beden ile olabileceği gibi, dil ile veya kalb ile de olabilir. (73 Müzemmil/10, 4 Nisa/34) Bir âyette ise kalbi Allah’ın dışındaki şeylerden ayırıp yine O’na yönelmek anlamında kullanılmaktadır ki bu, Allah’a hicret (yönelme) ibadetidir. (29
Ankebût/26)
‘Hicret’ terim olarak Peygamberimizin ve Mekke’li Müslümanların milâdî 622 yılında, peygamberliğin on üçüncü yılında Mekke’den Medine’ye göç etmeleridir.
İslâm tarihinde ve Peygamberimizin hayatında kuşkusuz en önemli olay Hicret’tir. Çünkü bu olay İslâmî tebliğde bir dönüm noktasıdır, var olmasına açılan kapıdır, dirilişi ve güçlü bir bina olarak ortaya çıkışıdır.
Peygamberimizle birlikte bu destanı yazan güzel insanlara Kur’an ‘muhacir’ diyor ve onları kelimelerin en tatlısı ile övüyor.“Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Ondan razı olmuşlardır ve(Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Tevbe/100)
“Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.” (2 Bakara/218 ayrıca bak, 3 Âli İmran/195. 8 Enfal/72, 74, 75. 9 Tevbe/20, v.d.)
Hicret, yalnızca baskı, işkence ve zorluktan kurtulmak üzere göç etme, ya da zulümden bir kaçış değildir.
Peygamberimizin Hicretini bu şekilde yorumlamak onu anlamamak ve onun sonuçlarını görmemek olur. Hicret, sonuçları yönünden üzerinde önemle durulması gereken bir olaydır.
Müslümanlar Mekke’de iken, oradaki site devletinin vatandaşları idiler. Hukuk yönünden mevcut otoriteye bağlıydılar. Putperest olan otorite sahipleri ise, ataları adına uydurdukları din ve sistemle insanlara hükmediyorlar, saltanatlarını sürdürüyorlardı.
Peygamberimizin daveti ise, onların izni, kontrolü dışında bir gelişmeydi. Üstelik Onun davet ettiği Din, onların atalarının dinini ve ona dine ait hayat anlayışını, kurulu düzeni reddediyordu.
Peygambere ve O’na inananlar Mekkelilerin kontrolünden çıkıyorlardı.
Nitekim öyle de oluyordu. Bu açıdan Müslümanlar dinlerini rahatlıkla yaşayamıyorlar, İslami tebliği başkalarına rahatlıkla ulaştıramıyorlardı. İslâmı sosyal ve hükümleri uygulama planında topluca yaşamak mümkün değildi. Çünkü düzenin başındakiler putperestti ve onlara her konuda karışıyorlardı. Mekke’li yetkililere göre Müslümanlar kendilerinin bir parçasıydı, dolaysıyla onlardan izinsiz başka dine inanıp, başka hayat şekli seçemezlerdi.
Hicretle müminler barınacak bir yurt buldular. Orada kendi hakimiyetlerini ve hukuki varlıklarını kurdular. Mekke’liler karşısında bir taraf oldular. Toplumsal bir güç haline geldikten sonra düşmanlarıyla, daha doğrusu kendilerine saldıranlarla savaşma iznine kavuştular. Hicret öncesi varlıkları fiili bir varlık iken Hicret sonrası hukuki bir varlık oldular. Hicret’le toplumsal bir güce ve siyasal bir yapıya kavuşan Müslümanlar, dinlerini rahatça yaşama imkanına kavuştular. İslâm Medine’de güçlendi,dirildi, genişledi ve zaman içerisinde bütün dünyaya ulaşma fırsatını buldu.Bu bakımdan Hicret, yalnızca zulüm ve baskıdan kurtulmak değil, bir mevzi değiştirme, bir siyasi manevra, bir strateji ve var olma yolculuğudur.
Bu tarihi olaydan özellikle Kuzey Kafkasya’daki fiili olayı sürgün mü? yoksa hicret mi? kapsamında değerlendirmek gerekir.
Evet çerkesler belki içinde bulundukları savaş şartlarının sonucu belki zorunlu bir hicrete tabi tutuldular. Ancak atalarımızın yaşamak için seçmek zorunda kaldıkları mekanlar açısından olayı değerlendirdiğimizde inançlarını daha rahat yaşayacakları ortamları tercih etmeleri ve bu uğurda yüz binlerce insanımızın hicret yolunda hayatlarını kaybettikleri görülmektedir bu durumda da tam bir teslimiyete şahit oluruz.
Onlar imanlarını muhafaza edebilmek için zorunlu hicreti tercih etmişlerdi.Bu dünya imtihanını Rabbin rızası doğrultusunda tamamlayabilmek için zorlukları göze almış ve bir çoğuda hayatını hicret yolunda kaybederek şehit olmuşlardı.Yok olup gitmeden ve tekrar dönebilmenin steratejik kararıydı onların bu hicretleri. Bu yönüyle bu hicret bir kaçış değil hayata yeni bir sayfa açmanın yeni bir başlangıcın kararıydı.
Şimdi düşünün ey Kuzey Kafkasya halkı! atalarımızın bu denli özveriyle gerçekleştirdikleri hicret mantığının neresindeyiz.Yaşama çabamız atalarımızın hicretlerinin temel mantığını oluşturan dünya sınavını kazanabilmek, Rabbe kul olabilme arzusu doğrultusunda mı? yoksa daha çok dünyalık kazanabilmek ve çıkarlarımız doğrultusunda hareket ederek neslimizi köleleştirme arzusunda olan egemen güçlerin piyonu ve oyuncağı olarak geleceğimizi (belkide farkında olmadan) tarihin yok olan toplumları arasına itmek mi? Farkında olalım ki, biz insani hedeflerimizden uzaklaştıkça hicret mantığını yitirdikçe eriyip gidiyor gün geçtikçe bitiyoruz.Artık tekrar ayağa kalkmanın , doğrulmanın, kendimize gelmenin kültürümüze, xabzemize sahip çıkıp var olma mücadelesi verme kimliğimize dönme zamanı gelmedi mi? Fikri ve kalbi hicretimizi, gerçekleştirip İslamın bu yüce hayat sisteminin mükemmelliğine teslimiyet zamanı gelmedi mi? Şunu unutmayalım ki belkide o zaman geçmek üzere! kim bilir?
Rabbim bizleri geç kalanlardan, gerekenleri erteleyip kendisine tanınan hayat sürecini heba edenlerden eylemesin.(Amin)
Hağuc İsmail BÜYÜKYILDIRIM





