Jannah Theme License is not validated, Go to the theme options page to validate the license, You need a single license for each domain name.
Araştırma/Analiz

MİLLÎ MÜCADELEDE UNUTULMUŞ BİR DRAM: GÜNAH KEÇİSİ ÇERKESLER (GÖNEN- MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ- ADIGE TECIJIĞYE)

Prof. Dr. NURGÜN KOÇ
Karabük Üniversitesi Edebiyat Fakültesi 
Tarih Bölümü Türkiye Cumhuriyeti Tarihi ABD Başkanı

Giriş
Çerkesler, 1864 Büyük Sürgünü ile anavatanları Kafkasya’dan[1] kendilerine kucak açan Osmanlı Devleti’ne sığınmışlar ve ülkenin çeşitli bölgelerine yerleştirilmişlerdir. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı sonunda dağılmasıyla birlikte yeni vatanlarını savunmak için harekete geçmişlerdir. Bu dönemde özellikle başkent İstanbul’a yakın olan İzmit, Adapazarı, Hendek, Düzce gibi yerlerde Çerkesler’in bir bölümü Devlet-i Âliye’nin yanında saf tutarak Ankara hükümetine karşı isyan etmişlerse de bu isyanların çoğu Çerkesler’den oluşan başında da yine bir Çerkes’in bulunduğu Kuva-yı Seyyare tarafından bastırılmıştır.[2]

Osmanlı Devleti’nde, I. Dünya Savaşı öncesinden de çeşitli biçimlerde sınıf arkadaşı ya da silah arkadaşı olarak Kuzey Kafkasyalı kimliği ile kollektif bir bilinç paylaşan bu kişilerin İttihat ve Terakki Cemiyeti ile tanımlanan değerler ve amaçlar çizgisinde bir araya geldikleri görülmektedir. Öncesinde II. Abdülhamit’in elde ettiği başarısının bir teyidi olarak İttihat ve Terakki ile olgunlaşan bu süreçte Osmanlı Devleti, çok sayıda Çerkes göçmeni alıp yetiştirmiş ve onların çocukları da devletin koruyucusu olma yoluna girmişlerdir.[3]

Belirtildiği gibi Çerkesler, Osmanlı Devleti’nin özellikle son elli senesinde ve Millî Mücadele döneminde her alanda çok aktif olmuşlardır. Millî Mücadele’de hem Kuva-yı Milliye içinde, hem de karşısında Çerkesler bulunmaktaydı. 30 Haziran 1919 tarihli Yunan komutanlarından Zafirepulos’un raporunda Hamidiye “korsan gemisi” ile tanıdıkları Mondros Mütarekesi’ni imzalayan Rauf’un kendisi gibi Çerkes ve maiyetinde yetişmiş Ethem başat olmak üzere sayıları 5 bini bulan Çerkesler, Akhisar- Salihli arasında güçlü bir mukavemet hattı oluşturmuşlardır. Anadolu ihtilalinin örgütlenmesinde Kafkas kökenli asker ve aydınların faaliyetleri öne çıkmaktadır. Örneğin Sivas Kongresi’nde Temsil Heyeti’ne seçilen on iki kişiden beşi Kafkasya kökenlidir: Rauf Orbay, Bekir Sami Kunduh, Ömer Mümtaz Tanbiy, Hakkı Behiç Bayiç ve İbrahim Süreyya Yiğit. Amasya Görüşmelerinde Mustafa Kemal Paşa’nın dışında gerek İstanbul Hükümeti’ni gerekse Anadolu İhtilalini temsil eden kişilerin tamamı Kafkaslıdır. Karzeg Salih Paşa (İstanbul Hükümeti’nin temsilcisi), Bekir Sami Kunduh ve Rauf Orbay. Görüşme yine Kafkaslı olan V. Kafkas Tümen Komutanı Cemil Cahit (Toydemir) Bey’in evinde gerçekleştirilmiştir. Bu ve benzeri şahsiyetler arasında aynı kültüre mensup olmaktan kaynaklanan güçlü bağlar ve bundan doğan kaçınılmaz ilişkilerle Millî Mücadele’de önemli başarılara imza atmışlardır. Sefer Berzeg, pek çok eserde bu durumun göz ardı edilerek Kafkas mensubiyetinin görmezden gelindiğine ya da Ethem meselesinde olduğu gibi ‘Hain Çerkes Ethem’ imajının özellikle işlendiğine dikkat çekmektedir.[4]

Özellikle I. Dünya Savaşı sonrasındaki gelişmelere bağlı olarak İstanbul’a yakınlığı dolayısıyla işgal güçleri tarafından da stratejik önemi bilinen Marmara Bölgesi’nin güney ve doğusundaki gelişmeler dikkat çekmektedir. Bölgede güvenlik ve asayiş sorunlarının kökleştiği, Balkan bozgunu[5] ile başlayan asayişsizliğin artarak devam ettiği anlaşılmaktadır.

Balıkesir-Çanakkale bölgesi I. Dünya Savaşında da eşkıyalık-çetecilik faaliyetlerinin tehdit oluşturduğu bir yöre halindeydi. İç güvenlik sorunlarını iyi değerlendiren yabancı korsanlar Ege denizinden Burhaniye, Altınoluk, Edremit, Akçay iskelelerine çıktıktan sonra yağma yapmak üzere çeşitli bölgelere uzanıyorlardı.[6]

Bölgede Yaşanan Gelişmeler

22 Haziran 1920’de başlayan Yunan harekâtının ardından 30 Haziran’da Balıkesir, 2 Temmuz’da da Bandırma düşmüştür. Bandırma, iki yıl, iki ay ve on beş gün işgal altında kalmış, bu süre içinde Yunan mezalimine bölgede yaşayan Rum ve Ermeniler’in mezalimi[7] de eklenmiştir.[8] Yunan ilerlemesi Temmuz başlarında Biga[9] ve Gönen’in de işgaliyle devam etmiştir.

İstiklâl Savaşı’nın başarısızlığa uğratılması için uygulanan metotlardan biri de mücadelenin Padişah ve din karşıtlığı gibi gösterilerek ya da diğer ekonomik ve sosyal yapıları kullanarak iç ayaklanmaların çıkarılmasıdır. İstanbul üzerinden başlatılan harekâtta Geyve Boğazı, Anadolu ile olan bağlantısı dolayısıyla önem kazanmış ve Marmara’nın güney ve kuzeyinden Orta Anadolu’ya kadar olan bölgede isyanlar tertip edilmiştir. Burada çoğunlukla yaşayan Çerkesler üzerinden çeşitli planlar hazırlanmıştır. Çerkes olan Ahmet Anzavur bu işle görevlendirilmişse de yine bir başka Çerkes olan Ethem tarafından başarısızlığa uğratılmıştır.[10]

Alaydan yetişme bir jandarma subayı olan Anzavur Ahmet, İstanbul Hükümeti’ne yakınlığı dolayısıyla “Mir-i Miran”lık rütbesi ve Paşa unvanını almıştır. Kafkasya’da doğan Ahmet Anzavur’un ailesi Biga’nın Buzağılık (Cihadiye) köyüne yerleşmişti.[11]

56. Fırka Komutanı Miralay Bekir Sami (Günsav) Bey, Bursa’dan 13.11.1335 (1919)’te; Karacabey’de 174. Alay Komutanı Rahmi Bey’e çektiği şifreli telgraf ile Ahmet Anzavur’un bir gün önce başına topladığı bir-iki yüz adamla, Yunanlılar’a karşı cepheye gittiğini söyleyerek Susurluk’a geldiğini söylemiş ve alınması gereken önlemleri bildirmiştir.[12]

Bekir Sami (Günsav) Bey, bundan önce bölgede planlanan hadiselerin gidişatı ile ilgili olarak ilgili birimlere etraflıca bilgi vermişti. Nemrut Mustafa Paşa ile beraber ayaklanma çıkarmak amacıyla Gönen- Manyas yöresine geldiği bilinen Ahmet Anzavur ile ilgili iki Çerkes Beyinin anlattıklarını, 2 Kasım 1919 tarihinde Ankara’da 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’ya, İstanbul’da Boğazlar Komutanı Miralay Şevket Bey’e ve Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa’ya şifre ile bildirmiştir. Yörelerinde nüfuzlu iki Çerkes’in aynı zamanda Balıkesir Millî Heyeti’ne de yazdıkları telgraf ve sözlü anlatımları özetle şu şekildedir:

“1. Kürt Mustafa Paşa ile önemli miktarda parayla birlikte gelen Ahmet Anzavur, Milliyetçi mücadelenin bölge merkezi haline gelen Bursa’yı hedeflemektedir. Ancak Mustafa Paşa’nın İstanbul’a iade edilmiş olması planlarını bozmuştur.

  1. Paralar dağıtarak kandırdığı acayip çete mensuplarına şimdiden görevler vaat ediliyor. Balıkesir’i ele geçirip kargaşa yaratılacak. Bu yolla Damat Ferit Paşa’ya destekle yeniden Sadarete gelmesi sağlanacak. O da Meclisin toplanmasını engelleyecektir.
  2. Damat Ferit Paşa ile İngilizler arasında bir anlaşma vardır. Entrikaların arkasında İngilizler vardır. Sait Molla’nın ele geçirilen bir mektubundan bu husus açıkça anlaşıldı.
  3. Ahmet Anzavur, misafiri bulunduğu akrabalarının evinde topladığı kişilere ‘Kürt Mustafa davasında haklı idi. Onu valilikten alıp iade etmenin ne demek olduğunu Bekir Sami’ye göstereceğim. Önce şu Balıkesir’i ele geçireyim’ şeklinde hitap etmiştir.
  4. ‘Kuva-yı Milliye, Çerkesler’i, Ermeni tehciri gibi yerlerinden, köylerinden sürecek. Onun için yardıma geldim’, gibi ifadeleri ilerisi için çok tehlikelidir. Bu günahsız insanlar endişe içindedirler. İki Çerkes’in yanıma geliş sebebi de budur.
  5. Çerkesler’in ekseriyeti Ahmet Anzavur’a karşı olan taraftadır. Bu durum Çerkesler’i ikiye bölebilecek ve tehlikeli olabilecektir. O nedenle Hacim Muhittin Bey’in desteklenmesini ve kendisine yardımcı olunmasını tavsiye ederek Çerkes beylerini Balıkesir’e gönderdim.
  6. Karacabey ve Kirmastı yöresindeki kıpırdanmalarda Çerkes- Arnavut kapışması tahrik ediliyordu. Vali Bey’i alıp gittim. Çerkes ileri gelenlerini toplayıp; ‘Bu ülkeye minnettar olmalıyız. Bizlere kucak açtı. Böyle bir zamanda hiç kimseye alet olmayınız. Aksi takdirde tamamen yok olabileceksiniz. Aklınızı başınıza alın…’ diye kesin uyarı ve tavsiyelerde bulundum. Hepsi söz verdiler. Sanırım sorun çıkmayacaktır.”[13]

Kendisine gökten zembille inen bir Allah adamı görüntüsü veren Ahmet Anzavur, ordunun en muktedir erkân-ı harp generallerinden olan Balıkesir’deki 4. Kolordu Komutanı Yusuf İzzet Paşa (Met Çünatıkho) ve İstanbul’dan gönderilen eski muhafız Ahmet Fevzi Paşalar’ın[14] öğütlerine kulak asmıyordu. İstanbul Hükümeti bu konuyu kaçamak cevaplarla geçiştiriyordu. Harbiye Nazırı Cevat Paşa, Anzavur olayını adi bir şekâvet olayı olarak gördüklerini ve ‘Allah vere de bunun bir siyasi cephesi olmasa’ sözüyle Saray ve İtilaf Devletleri’ne karşı uyanan kuşkuyu dile getiriyordu. Tarık Mümtaz Göztepe ise gerçekte Anzavur’un arkasında ne iddia edildiği üzere ne İtilaf güçleri ne de Saray’ın bulunmadığını, Anzavur’un kendine bu süsü veren bir maceraperest olduğunu belirtir.[15]

56. Fırka Komutanı Miralay Bekir Sami (Günsav) Bey, aynı gün Bursa’dan 13.11.1335 (1919)’te acele kaydı ile şifreli telgrafıyla Karacabey’de 174. Alay Komutanlığı’na, Anzavur ayaklanması ile ilgili tedbirlerden söz ederken, çaresiz halkı soyan, katleden ve bu kez de Anzavur ile birlikte hareket eden “hunhar Çerkes şakilerini imha… ” edilmesini, askerlerin para ve diğer yollarla iğfal edilmesinin önlenmesini bildirmiştir.[16]

Anzavur’un Bandırma, Kirmasti ve Balıkesir’de birbiri ardına kazandığı başarılar üzerine karşısına İttihat ve Terakki tarafından kurulmuş olan Teşkilatı Mahsusa’nın seçilmiş fedailerinden Çerkes Ethem[17] çıkarılmıştır. “Çakırcalı gibi asırların az yetiştirdiği yırtıcı bir dağ kurdunu ölü olarak eline geçirmeye muvaffak olan ve o günlerde Çakırcalı’ya rahmet okutacak bir kır serdarı kesilen Ahmet Anzavur’la boy ölçmek fırsatı, Çerkes Ethem gibi kabına sığmayan bir as adam için ele geçer nimetlerden değildi. Harbi kendilerine sanat yapan, şan ve şöhrete ezelden aşık olan iki muharip kabilenin bu iki inatçı ve gözleri kızgın adamları karşı karşıya geldikleri zaman, İstanbul, Anadolu davası silinmiş, saray ve millet kavgası unutulmuş ve ortada kala kala müthiş ve kanlı bir kabile rekabeti kalmıştı.”[18]^

Ethem, Çerkeslerin Şapsığ boyundan ve iddiasız bir aileye mensup iken[19], Ahmet Anzavur, Çerkes efsanesine göre Ay’la Güneş’ten doğan asil bir ailenin evladı olduğuna inanıyordu. Ahmet Anzavur, Abhaz boyunun “kendilerini yarım prens sayan Ançuk ailesindendi.”[20]

Ahmet Anzavur’a karşı yardımı talep edilen Ethem Bey, Millî Mücadele’ye en erken başlayan kişilerden birisidir. Galip Hoca namı ile Ege bölgesinde Yunan işgaline karşı halkı bilinçlendiren Celâl (Bayar) Bey, Salihli yöresindeki Kuva-yı Milliye teşkilatının oluşturulmasını anlatırken Ethem’in mücadeleye kalmasına da yer vermiştir. Buna göre Ethem, sekiz arkadaşıyla birlikte Salihli’ye gelerek çalışmalara başlar. Bandırma yoluyla bölgeye gelen eski Bahriye Nazırı ve Hamidiye Kahramanı Rauf (Orbay) Bey ile Komutan Bekir Sami (Günsav) Bey’in Ethem ve ağabeyi Reşit Bey’i Millî Mücadeleye yönlendirdiklerini belirtir. Rauf Bey, Ethem ve ağabeyi Yüzbaşı Tevfik ile Reşit Beyler’i I. Dünya Savaşı’nda Teşkilât-ı Mahsusa’dan tanıyor, tecrübeli gerillacılar olarak biliyordu. Ethem Bey, Salihli’ye geldiğinde Dramalılar’dan bazıları ile birleşmiş, bu arada Bandırma, Balıkesir, Gönen, Kirmasti ve Bursa’da tanıdığı, eli silah tutan Çerkesler’e haber göndermişti. Yunanlılar’a karşı hücumları ile nam salmış olan Parti Pehlivan ve arkadaşları da ona katıldılar. Bu şekilde Ethem kısa sürede diğerlerinden daha büyük kuvvet oluşturmayı başarmıştır.[21]

Bu süreçte, Balıkesir, Bandırma ve Kirmasti bölgesindeki – buna Biga’yı da eklemek gerekir- Çerkes köyleri iki güç arasında şaşkına dönmüşlerdir. Köylerin çoğu sürekli el değiştiriyordu. Çerkes âdetine göre -khabze- bir eve misafir gelen yaşlı ya da hatırlı adamlar o evden ayrılırken, ev sahibi kendisi de atına binerek misafire eşlik eder, ev sahibinin yaşlı olması halinde de erkek çocuklarından birini kendi yerine misafirin emrine verirdi. Konuk bu mihmandara izin verirse köyüne döner vermezse, onunla birlikte dağdan dağa gezerdi. Bu gelenekten dolayı da Çerkesler çetelerin eline düşmüşlerdi.[22]

3/ 4 Mart 1920’de 14. Kolordu Komutanı, Takip Kuvvetleri Komutanına verdiği bilgi ve emirlerden; alınan haberlere göre Biga halkının Anzavur’dan ayrıldığı ve askere karşı gelmemek için köylerine çekilmişse de yalnız kalan Anzavur güçlerinin Sızıköy- Babayaka-Keçidere-Muratlar hattında bulunabileceği düşünüldüğünden ona göre tedbir alınması, cephane tasarrufuna önem verilmesi, ev ve köy tahribinden kaçınılması, asla yağma yapılmaması bildirilmiştir. 4 Mart 1920 günü emir üzerine takip müfrezesi Gündoğdu-Babayaka -Bakırlı sırtlarını tutmuş olan isyancıların gerisini kesmek üzere Karaağaç-Muratlar hattından Keçidere yönüne kuşatıcı bir taarruza geçilmiş, isyancılarla çarpışmalar akşama kadar sürmüştü. Anzavur’un yüz civarında adamıyla Keçidere köyünde olduğu anlaşılmıştı. Sarıköy müfrezesi Sızıköy’e doğru ilerlemiş ve köye girmiş fakat isyancılar Çakıroba’ya doğru çekilmişlerdir. 8 Mart 1920’de Harbiye Nazırı Fevzi (Çakmak) Paşa, 14. Kolordu Komutanlığı’na gelen bilgiye göre Takip kuvvetlerinin Sızıköy, Keçideresi, Muratlar, Obaköy ve daha iki köyü yaktıklarını, yağma yapıldığını, hatta bir ihtiyarın mestini (ayakkabı) almak için kendisi ile birlikte karısının da öldürüldüğünü ve bu işi Teğmen Selim emrindeki Arnavut asıllı erlerin gerçekleştirdiğini bildirmiştir. Yapılan tahkikatta evlerin yakılması ve yağma dahil ayrıntısıyla ortaya çıkarılmıştır. Bu arada Anzavur’un iki gün devam eden çarpışmanın ardından kaçtığı bildirilmiştir.[23]

Genç bir öğretmen olarak Biga’ya Osmangazi Numune Mektebi’ne atandığı sıradaki gözlemlerini (14 Şubat- 23 Nisan 1920 arasında) aktaran Uluğ İğdemir, 6 Mart 1920 günü dikkate değer bir şey olmadığını belirtir. Söylentilere göre Anzavur, Gönen’de muhasaradadır. Kuva-yı Milliye Gönen’in Hayriköy, Ayvalıdere ve diğer bir köyü tamamen yakmışlar. Anzavur ile birlikte Biga’ya doğru gelen Çerkesler’in evleri hep yakılmış. “Herkes bundan pek memnun. Bu üç köyde hırsızlık yapmayan Çerkes yoktur, diyorlar. Civarın en müthiş hayvan hırsızları bu köyde imiş. Bugün top sesleri işitilmiş. Anlaşılan Kuva-yı Milliye yakınlara geldi. Eğer Sarıköy’de olmuş olsaydı, top sesleri işitilmezdi. Çünkü Sarıköy çukurda. Şu halde şu karşıki tepelere kadar geldiler. Onun için hazırlanıyorlar. Gelecek kuvvete karşı koymak istiyorlarmış. 150 kişilik bir kuvveti İdriskoru’yayollamışlar. 61. Fırka bir müfreze göndereceğini bildirmiş. İhtimal gelecek olan kuvvet bu müfreze olacak deniyor. Jandarma zabiti de böyle söylemiş. Herkes endişenâk. Kasabaya mazarrat gelmesinden herkes korkuyor. Sözde şakiler kasabayı muhafaza edeceklermiş. Heyhât! İşte Pomak baskınının esası!… Yine korku, yine endişe. Eğer kuvvet gelip de bunlarla çarpışırsa berbat.”[24]

Muhittin Ünal, Damat Ferit Paşa’nın ve İngilizler’in adamı olan Anzavur isyanlarına Çerkesler’in katılımının az ve mevzii olduğunu, Anzavur’un yanında ağırlıklı olarak Pomak ve Arnavutlar’ın yer aldığını belirtmiştir. Gâvur İmam ve Kara Hasan[25] gibi çete liderleri ve onlara bağlı çeteler ayaklanmada etkili olmuştur. Çerkesler’in ayaklanmaya katılma nedenleri arasında Anzavur’un Kuvvacılar aleyhine Padişah’tan ferman getirdiğini söylemesi, Şeyhülislam’ın Millî Mücadele taraftarlarının kâfir olduğuna dair fetvası ve İttihatçılar’ın galip gelmesi durumunda tıpkı Ermeniler gibi köylerinden sürülecekleri propagandası etkili olmuştur.[26]

Anzavur isyanlarının bastırılmasında Ethem’in önemli başarıları olsa da Anzavur her seferinde kaçmayı başarmıştır. 1920 yılının Mayıs ayında Düzce ve Hendek’te halkı isyana teşvik eden Anzavur’a karşı Kuva-yı Seyyare Komutanı Ethem bölgeye gelerek isyanı kısa sürede bastırmış, Kuva-yı İnzibatiye Ordusu’nu dağıtmıştır. Bu sıralarda Bolu, Düzce, Hendek isyanlarının bastırılması için çalışan Çerkes kökenli Mahmut Nedim (Hendek) Bey’in, Çerkesler tarafından pusuya düşürülerek şehit edilmesinin öcünü de yine başka bir Çerkes, Ethem Bey almıştır.[27]

Bu arada Anzavur ayaklanmasının bastırılması sürecinde bölgenin etkili komutanlarından Bekir Sami (Günsav) Bey[28] ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki yazışmalardan Çerkes kökenli Yusuf İzzet (Met Çünatıkho) Paşa’nın Anzavur’a ilişkin tutumuna dair bazı gelişmelerin ortaya çıktığı, yanlış söylentilerin Bekir Sami Bey tarafından düzeltildiği görülmektedir. Özellikle dikkat çekici husus ise, Mustafa Kemal Paşa’nın bölgedeki olumsuz gelişmelerin Türklük- Çerkeslik ayrımına yola açabileceği endişesini dile getirmiş olmasıdır. Bekir Sami Bey ise aşağıda gösterildiği gibi Anzavur meselesinin Türklük- Çerkeslik meselesi olmadığını belirtmiştir:

Şifreli Telgraf:

Kongre, 6.1.1920 Bursa’da 56. Tümen K. Bekir Sami Beyefendi’ye,

14. Kolordu Kumandanı Yusuf İzzet Paşa başlangıçta Tümen Kumandanları ve Heyeti Merkeziye ile aynı görüşteydi. İcraatı da aynı yöndeydi. Eşkıyanın hayvan ve malının müsaderesi sırasında Şah İsmail ve Darıcalı Hasan’a ait birkaç hayvanın alınması olayında Çerkes Şevket’in tarafını tutmuş. Gasp, cinayet ve hırsızlık yapan ve zorlukla ele geçirilen eşkıyanın serbest bırakılması için talimat vermiş. Ayrıca, Yusuf İzzet Paşa, Ahmet Fezvi (Big) Paşa ve Çerkes Ethem Bey Mihalıççık’ta bir toplantı yapmışlar. Hal böyle devam ederse birliğin gerektiği bir zamanda Türklük- Çerkeslik ayırımı iki din kardeşini boğazlaşmaya götürür. Bu durum da Yunanlılara yarar.

Yusuf İzzet Paşa’nın dine bağlılığından ve vatanseverliğinden hiçbir şüphem yoktur. Fakat bu denli hatırnaz davranmasını anlayamıyorum. Amaç vatanı kurtarmaktır. Lütfen, ilgilenip açıklayıcı bilgi veriniz.

Heyeti Temsiliye Namına Mustafa Kemal.[29]

Şifreli Telgraf:

Bursa, 12.1.1920

Ankara’da Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine,

Yusuf İzzet Paşa ile görüştüm. Mesele size intikal ettirildiği gibi değildir. Anzavur, yöreye gelince Kara Hüseyin emrinde 8 kişilik bir müfrezeyi üzerine göndermişti. Ama onlar Anzavur’a katıldılar. Şevket’in adamlarından birisinin köyüne baskın yapan Kara Hüseyin, vaktiyle kendisinin ve Şevket’in çalınan mallarının iadesini şart koşmuş. Durumu öğrenen Yusuf İzzet Paşa, olayların büyümemesi için hayvanları iade etmiş. Aynı anda orada bulunan Ahmet Fevzi (Big) Paşa, Kolorduya talimat vererek 12 Çerkes’in serbest bırakılmasını sağlamış. Önemsiz ve basit insanlar olmasına rağmen Yusuf İzzet Paşa istemeyerek emri uygulamış. Anzavur olayının bertaraf edilmesinde Yusuf İzzet Paşa’nın önemli katkısı vardır. Vatanseverliğinden asla şüphe edilmeyecek olan Paşa’yı, mahalli basın ve kargaşayı sevenlerin abartmaları sonucu size şikâyet etmişler. Olay basit ve bundan ibarettir. Kaldı ki, Anzavur meselesi Türklük- Çerkeslik meselesi de değildir.

  1. Tümen Kumandanı Bekir Sami.[30]

Siyasi Gelişmeler

Ankara ile yolları ayrıldıktan sonra Eşref[31], Ethem ve Reşid Anadolu kıyılarına yakın olan Yunan Adası Midilli’yi üs haline getirdiler. Burası Anadolu’dan kaçanlar için bir mülteci kampı halini almıştı. “Ethem, Reşid ve Eşref, muhtemelen bir işgal veya darbe maksadıyla, çoğunlukla Çerkeslerden oluşan bir gerilla kuvveti eğitmekle meşgul oldular. Anadolu İhtilal Komitesi denilen bu grup, Kemalist liderliği tasfiye etmek amacıyla Midilli ve Batı Trakya’da kuvvet eğitiyordu.” Ankara tarafından dikkatle izlenen ve kimi zaman havadan bombalanan bu grup Anadolu kıyılarına baskınlar düzenlediyse de Kemalist yönetim için ciddi bir tehdit unsuru olmamıştır. Başlayan tek parti döneminde sıkı yönetim yasaları, tasfiyeler, yasaklamalar ve sürgünler ile muhalefet sert biçimde susturulmuştur.[32]

Ethem ve kardeşlerinin Yunanistan’a sığınmasının ardından dolaşan söylentilerden birisi de Enver Paşa’nın Anadolu’ya geçeceği konusundadır. Kâzım Karabekir Paşa, Enver Paşa[33] tarafından ‘Türkiye ‘nin hâl-i hazır hükümetine karşı harekât-ı askeriyeye hazırlanmak sırası gelmiştir’ diyerek Halil Paşa’ya yazdığı mektup bilgisinin haberini aldığında bu hassas konu ile ilgili düşüncelerini Ankara’ya belirtmiş -25 Kasım 1337 (1921)- ve durumun mahiyetinin sadece bir Enver Paşa meselesi olmayıp “…vatanın hayat ve selametini tehdit etmek üzere Ruslar tarafından hazırlanan bir felaket, tahakkuku halinde bütün mevcudiyetimizi yakıp kül edecek bir yangın istidadında görmek lazımdır.” demiştir.[34]

150’liklerden Tarık Mümtaz Göztepe, Çerkes Ethem’i ve ağabeyi Reşit’i Amman’da görme fırsatı bulduğunu, sohbet esnasında Ethem’in Reşit’i sinirli sözlerle suçlayarak Yozgat isyanını bastırdığı sırada Yahya Galip meselesine karıştığını, kendisinin fırsattan istifade Mustafa Kemal Paşa’nın mahkemeye celbedilmesi için teşebbüse geçeceği sırada bunu engellediğini ve bu önemli fırsatı kaçırttığını söyleyerek suçlar. “Bu hıyanetin yetmezmiş gibi Ankara’ya giderek Mustafa Kemal Paşa’yı tevkif ve Batum’da harekete hazır bulunan Enver Paşa’yı yerine geçirmek üzere yapacağım mükemmel tertibata karşı duranların başında bulunan Rauf Bey (Orbay) kadar muhakkak ki sen de mesulsün.”[35]

Emrah Cilasun ise Türk resmi tarihinin sol ve sağ yorumcularının birbirini adres göstererek Ethem Bey’in ‘Enverci’ olduğu konusunda buluştuklarını, örneğin Cemal Kutay’ın da bunu keşfederek övdüğünü fakat Ethem Bey’in Enver Paşa hayranı olduğuna dair hiçbir belge bulunmadığını belirtir. İttihat ve Terakki’yi öven bazı belgeler olsa da İttihatçı Rahmi’nin oğlunu kaçırdığı günlerdeki sözleri bu teşkilata ve onun liderlerine pek olumlu bakmadığının işareti olduğunu belirtmiştir.[36]

Çerkes sürgününe sebep olan gelişmelerin başında Şark-ı Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti’nin toplanması ve aldığı kararlar düşünülmektedir. Tunaya, İzmir’de toplanan kongre bildirisinin altında iki tarih olduğunu, 11 Teşrinievvel ve 24 Teşrinievvel 1337 (Ekim 1921) belirtmektedir. Delegelerin geldiği yerler ise şöyledir: Adapazarı, İzmit, Hendek, Düzce, Kandıra ve Karasu, Yalova ve Karamürsel, Bilecik, Eskişehir, Geyve, Bursa, Biga, Gönen, Erdek, Bandırma, Balıkesir, Manisa, Aydın ve Kütahya’yı temsil eden Kurucu ve Yönetim Kurulu için.[37]

Cemiyet, İzmir ve yöresini işgal eden Yunan himayesi altında İzmir’de toplanmış olan Çerkes Kongresi delegeleri arasından seçilmiştir. Kongre, beyannamesinde Çerkesler’in Türkler’in kötü yönetimi altında yıkıma uğradıkları, Osmanlı’nın kötü yönetiminin yanında Kemalistlerin gayri insani tutumları yüzünden hayati ve milli çıkarlarını koruyamadıkları, bu yüzden ‘medeni ve insani’ olan ‘yüce Yunan Hükümeti’nin koruyuculuğunu kabul ettikleri yönündedir. Tunaya, Yunanistan eliyle oluşturulan Çerkes sorununun İngiltere’nin arzuladığı bölgesel özerk yapılarla ilgili olduğunu fakat Anzavur ya da Ethem ayaklanmalarıyla bağlantısının Çerkeslik üzerinden kurulamayacağını belirmiştir. Anzavur’un Kuvayi İnzibatiye (Teşkilât-ı Ahmediye)’si, işgalci kuvvetlerin emrinde, Kuva-yı Milliye’ye karşı Padişah’ın sindirme siyasetini temsil ettiğinden Çerkeslik davası sayılamaz. Ethem meselesine gelindiğinde, Müdafaa-i Hukukçular arasındaki bir “iç çatışmanın” sonucu gerçekleşmiştir. Çerkes Ethem’in Yunanlılar’a sığınması Cemiyet tarafından güdülen hedefe bağlanamaz.[38]

Yelbaşı, bu dönemde Çerkesler’in eğilimlerinin üç grupta toplanabileceğini; Kongreyi destekleyen özerklik yanlısı ilk grubun çok küçük bir azınlık olduğunu, diğer iki Çerkes grubunun Ankara yanlısı milliyetçi Çerkesler ve İstanbul taraftarı sadık, milliyetçilik karşıtı Çerkesler olduğunu belirtmiştir.[39]

İzmir’de Çerkesler’le Yunanlılar’ın kardeşliğinden söz eden Çerkes Kongresi delegelerine karşı TBMM çok tutarlı ve katı bir tutum sergileyerek hepsini 150’likler arasına[40] dahil etmiştir. İlhami Soysal, bu kongrenin “düzmece ve zoraki” bir kongre olduğunu fazla ciddiyeti olmadığını ifade etmiştir. Kurtuluş Savaşı’nda canını dişine takmış binlerce Çerkes asıllı Türk vatandaşı bu kongreyi tam bir nefretle anmışlardır. 12 Ağustos 1921’de Çerkes Müşir Deli Fuad Paşa’nın başkanlığında İstanbul’da toplanan Çerkes Kongresi[41], Mustafa Kemal Paşa ve Anadolu hareketine bağlılık kararı almıştı.[42]

Doğan Avcıoğlu da İngilizler’in Çerkeslik, Kürtlük yaratma gayretlerinin fazla büyütülmemesi gerektiğini, Milli Mücadele’de Çerkesler’in Türkiye vatanseverliğinin en çarpıcı örneklerini gösterdiklerini, Düzce isyanını bastırmak için mücadele ederken “kalleşçe şehit edilen”, Yarbay Mahmut (Hendek) Bey’in, Ege’de milli direnişi başlatmak amacıyla çabalayan Albay Bekir Sami (Günsav) Bey’in, Rauf (Orbay) ve daha ön plandaki yüzlerce kişinin kendilerini Çerkeslik için değil Türkiye’nin kurtuluşuna adadıklarını ifade etmiştir.[43]

Saltanat ve hilafeti geri getirmek yönünde yıkıcı çalışmaları yapanların en önemlilerinden birisi yukarıda sözü edilen Anadolu Osmanlı İhtilal Komitesi idi. Saltanatı geri getirebilmek amacıyla halkı bir karşıdevrime yönlendirmek için yoğun şekilde propaganda yapıyorlar, özellikle Mustafa Kemal Paşa’ya saldırıyorlardı. 14 Nisan 1923 tarihinde Kazdağları’nda Domuz Çukuru denile yerde Anzavur’un oğlu Kadir çetesiyle yapılan çatışmada çeteden ölü olarak ele geçirilen birinin üstünde Mustafa Kemal Paşa ve eşine hakaretler içeren beyanname dolayısıyla ve konunun hassasiyetine binaen şüpheli görünenler bile tutuklanarak yargılanmışlardır.[44]

Bu komitenin de Kuşçubaşı Eşref[45] ve Ethem’in yönlendirmesiyle hareket ettiği belirtilmektedir. Sorunu kökten çözmek isteyen Ankara Hükümeti 7 Mayıs 1923 bir kararname ile bu örgüte çalışan çeteleri ihbar edenlere 200 lira ödül verileceğini bildirmiştir. Ayrıca silahlı grupların köylerinin mensuplarının Anadolu’nun herhangi bir yerine gönderilebileceği bildirilmiştir.[46]

Gönen- Manyas Çerkes Köylerinin Sürgün Kararı ve Uygulanması

Eşkıyalığı önlemeye yönelik kararname uyarınca Gönen -Manyas yöresindeki[47] Çerkes köyleri çok hızlı bir şekilde yerlerinden kaldırılarak bilmedikleri bir yolculuğa çıkarılmışlar, başka bir ifadeyle sürülmüşlerdir. Gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgileri vererek konunun açıkça anlaşılmasını sağlayan kişi Mehmed Fetgerey Şöenu’dur. Adı geçen kararname, eşkıyalığın önlenmesi amacıyla 18 Ekim 1339 (1923) tarihinde çıkarılan İzale-i Şekavet Kanunu’na[48] dayandırılmıştır.

Şöenu, bir köyün kaldırılması için her şeyden önce onun Çerkesler’den oluşması, diğer yandan da küçük bir şüphenin ve ihbarın yeterli olduğunu ve bu durumun Çerkesler aleyhine bir propagandaya dönüştürüldüğünü, “Hain Çerkes”[49] söyleminin her yerde yayıldığına işaret ederek, oysaki bu köylerin çoğunun değil eşkıyaya yataklık etmek kişileri bile görmediklerini, tanımadıklarını belirtmiştir. Bu dağıtma işlemi tamamen keyfi biçimde uygulanmış, genelgenin genel anlamı özel koşula dönüştürülerek sadece etnik bir ayrımla Çerkesler’e uygulanmıştır. Kaldırılan ve sürülen on dört köyün içinde Çerkes olmayan bir köyün olmaması ve Türk, Rumeli Göçmeni ve Çerkes karışımı beş köyden yalnız Çerkesler’in seçilip alınması bunun en somut göstergesidir.[50]

Şoenu, resmi ağızlardan belli belirsiz sızan söylemlere göre on dört köyün sakinlerinin Yunanistan’da kurulan Anadolu İhtilali Cemiyet-i Osmaniyesi ile ilgilenmekten suçlu bulunduklarını, bunun gerçeklerle ilgisi olmadığını, sözü geçen cemiyetin Türklük kadar Çerkesler’in de zararına olduğunu, buna Çerkesler’in genel olarak katılmadıklarını çünkü her önlerine çıkanın arkasından gidecek kadar kör, sağır ve düşüncesiz olmadıklarını belirtirken “… kuyruk acısı ile kıvranan üç beş kişinin Yunanlılık çıkarına kendi öçlerini almak için atıldığı maceraperestlikten” bütün Çerkesler’in sorumlu tutulmalarının mümkün olmayacağını ifade etmiştir. Bunların küçük bir bölümü Çerkes iken geri kalanının Türk olduğunu belirtir.[51]

Asıl göçürme Kel Aziz Çetesinin ayaklanmasından sonra başlamıştır. 2 Mayıs 1923 Çarşamba günü cami kapılarına asılarak ilan edilen İçişleri Bakanlığı’nın bir genelgesinin özellikle üç madde üzerine kurulu olduğu söylenebilir. Kısaca belirttiğine göre;

“1. Anadolu İhtilâl Cemiyeti’nin gönderdiği soygunculardan herhangi birinin bir köyde barındığı, beslendiği haber alındığında, o köy Anadolu içlerine dağıtılacaktır.

  1. Sözü geçen kişilerin köyde gizlendikleri birliklerce öğrenilip çatışmaya girildiğinde, köyün yanmasına neden olunduğunda, birlikler kesinlikle sorumlu olmayacak bu sorumluluk köylerin olacaktır.
  2. Bu gibi kişilerin, saklandıkları yerleri bildirenler ya da yakalanmalarını kolaylaştıranlara 200 lira ödül verilecektir.” Mehmet Fetgerey Şöenu, Yunanlılar’ın Anadolu’dan atılmasından Lozan Barış Antlaşması’na kadar geçen süredeki zararlı faaliyetlerin faillerini ayrıntılı biçimde anlatarak çoğunun Çerkes olmadığını söyler. Hatta ilk kaldırılan köy olan Mürüvvetler köyünün Ethem’in adamlarından Takığ Şevket’in bu köyden olması dolayısıyla cezalandırıldığını, fakat Takığ Şevket öldükten sonra ve çeteden en küçük bir iz kalmadığı halde bu köyün geri dönüşüne izin verilmediğini belirtmiştir.[52] Şöenu, zorunlu göçe tabi tutulan köylerle ilgili aşağıda tabloda gösterilen bilgileri vermiştir:[53]
Köy Adı

(Gönen’e

Olanlar)

Bağlı Kaldırıldığı Gün Yaklaşık Sayısı Hane Yaklaşık

Çerkes

Nüfusu

Üçpınar 28 Mayıs 1923 55 250
Muratlar 5 Haziran 1923 120 600
Sızı 9 Haziran 1923 60 300
Keçideresi 13 Haziran 1923 70 350
Keçeler 17 Haziran 1923 80 400
(Manyas’a Bağlı
Olanlar)
Kızılkilise 7 Haziran 1923 Türk’le karışık 250
250 evin 50’si
Yeniköy 7 Haziran 1923 Karışık 30’u 70 evin 150
Dümbe 7 Haziran 1923 Karışık 50’si 90 evin 250
Ilıcak 11 Haziran 1923 50 250
Karaçakıl 13 Haziran 1923 40 200
Bölceağaç 13 Haziran 1923 Türk’le karışık 200
160 evin 40’ı
Değirmenboğazı 21 Haziran 1923 50 250
Hacıosman 21 Haziran 1923 50 250
Mürüvvetler köyü Aralık 1922- Ocak Türkle karışık 250
(İlk kaldırılan) 1923 120 evin 50’si
TOPLAM 795 3950

Köylüler mal varlıklarını ellerinden çıkarmaya zorlandıklarından ekonomik yönden de fakirliğe sürüklenmişlerdir. Hayvanlarını satmak mecburiyetinde kalmışlardır. Tahmini olarak 7 bin kadar inek, bin çift öküz ve koşum mandası, 4-5 bin kadar koyun, 1500 civarında at, yok pahasına satılmak zorunda kalınmıştır.[54]

Sürgüne tabi tutulan Çerkesler kadar geride kalanlar da perişanlığa sürüklenmişlerdir. On dört köyün yanında otuz köyün yaklaşık olarak 1100 hanesindeki 5800 civarındaki Çerkes nüfusu, göçürülenlerle aynı yoksulluğa mahkûm edilmişler, ellerindeki sokağa atar gibi satıp sıranın kendilerine gelmesini beklemişlerdir. Mal varlıkları satılarak sürgün sırası bekletilen köyler aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:[55]

Köy Adı (Gönen’e Bağlı Olanlar) Yaklaşık Hane Sayısı Yaklaşık Çerkes Nüfusu
Karaağaçalan 45 225
Tuzakçı Yaklaşık 250 Hanenin 40’ı 200
Hacımenteş Yaklaşık 100 Hanenin 60’ı 300
Çalıoba Yaklaşık 50 Hanenin 30’u 150
Ayvalıdere (Tamamı Çerkes) 50 225
Obaköy (Türk’le Karışık) Yaklaşık 60 Hanenin 25’i 125
Kumköy (Tamamı Çerkes) 50 250
Ayvalıdere (Türk’le Karışık) Yaklaşık 70 Hanenin 15’i 75
Bayramiç (Türk’le Karışık) Yaklaşık 200 Hanenin 150’si 750
Balcı Yaklaşık 50 Hanenin 20’si 100
(Manyas’a Bağlı Olanlar)
Darıca (Türk’le Karışık) Yaklaşık 80 Hanenin 30’u 150
Işıklar (Türk’le Karışık) Yaklaşık 60 Hanenin 15’i 75
Hacıyakup (Tamamı Çerkes) 60 300
Süleymanlı (Türk’le Karışık) Yaklaşık 100 Hanenin 35’i 175
Durak (Türk’le Karışık) Yaklaşık 70 Hanenin 30’u 150
Çakırca Yaklaşık 70 Hanenin 30’u 150
Elkesen Yaklaşık 50 Hanenin 20’si 100
Çavuşköyü Yaklaşık 90 Hanenin 20’si 100
Kızık Yaklaşık 100 Hanenin 40’ı 200
Kulak Yaklaşık 120 Hanenin 20’si 100
Eskimanyas Yaklaşık 60 Hanenin 30’u 150
Tatarköyü Yaklaşık 150 Hanenin 50’si 250
Haydar Yaklaşık 120 Hanenin 90’ı 450
Eşen Yaklaşık 60 Hanenin 35’i 175
Ergili Yaklaşık 80 Hanenin 25’i 125
Salur Yaklaşık 280 Hanenin 30’u 150
Hamamlı Yaklaşık 80 Hanenin 20’si 100
Muradiye Yaklaşık 70 Hanenin 30’u 150
Geyikler Yaklaşık 30 Hanenin 15’i 75
Karacalarçiftliği Yaklaşık 40 Hanenin Tamamı 200
TOPLAM 1150 5675

Bazı köy isimlerinde belki de yazım yanlışlıklarından kaynaklandığı düşünülebilecek hatalar dışında Fetgerey Şöenu’nun verdiği ayrıntılı bilgiler konunun ortaya çıkarılması açısından son derece önemlidir. Çerkes aydını Şöenu, Çerkesler’in toplu olarak uğratıldığı bu haksızlık karşısında verdiği bilgilerin yanında “Şimdi içtenliğine güvendiğimiz Türk vicdanı acaba yine de Çerkesler’in uğradığı, yıkım tokadının sertlik, büyüklük ve kapsamından kuşku duyuyor, duraksıyor mu?” diyerek Türk kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışmıştır. Türk-Çerkes kardeşliğinden söz etmiş, Çerkesler’in devlete katkılarının ne kadar önemli olduğunu, hatta Kafkas-Türk ilişkilerinin Selçuklular’a kadar geriye gittiğini belirtmiştir. Yetişen paşalardan, devlet yöneticilerinden, aydınlardan vb. örnekler vererek Türk tarihine, nüfusuna oranla en fazla hizmet edenlerin Çerkesler olduğunu, canla başla, ruhlarının bütün gücü ve içtenlikle hizmet ettiklerini ve bu yüzden Türk’ün vatanının Çerkes’in de vatanı, Türk’ün mutsuzluğunun Çerkes’in de mutsuzluğu olduğunu ifade etmiştir.[56]

Şöenu, suskun yığınlar karşısında bu kez Halide Edip’ten medet umarak Kurtuluş Savaşı’na önemli katkılarda bulunan bu usta edebiyatçıya seslenmiştir. “Halide edip hanımefendinin çok soylu ve pek büyük ruhları, Çerkeslerin suçsuzluğunu herkesten önce anlamış bir varlığın ışığıdır. Ülkenin ufuklarına bütün acımasızlığıyla kavrayan; Çerkesler haindirler! Yinelemelerini, hakka leke süren, gerçeği suçlayan bu kara cümleyi yıkmak için ilk atılımı yapan, bu suçsuzlara ‘Geliniz… Bende sizin için avuntu var!’ diye haykıran yalnız ve yalnız Halide edip Hanımefendi olmuştur. Bu büyük edebiyatçının, boynu büküklerin gizine ilk dokunan, gönül alan, okşayan güzel sözleri ‘Ateşten Gömlek’ demek olduğunu en açık biçimiyle göstermeye yarayacak olan bu düşünceleri sunumuza bir sonek olarak eklemeyi biz onur saydık.” dedikten sonra şu çağrıyı yapmıştır:[57]

“Halide Edip Hanımefendi’ye;

Bu küçük sunu ihtilâl günlerinden birinde, yedek subayın, verilen haberin, kalbini ‘iyilik ve sevgiyle’ dolduran ‘yeşil balkondaki, beyaz masalsı kadın’la ‘kırmızı topraklı yolda giden zarif ve erkek hayal’in acılarına ağlayan birkaç sayfadan oluşmuştur. Ruhunuzun öz çocuğu; o eski dışişleri yazıcısının ‘güzel kardeşlerimiz’ demekten hoşnutluk duyduğu Çerkeslerin; şimdi yıkık olan ‘evleri masal evlerine benzeyen’ hülyalı köylerin sahiplerinin ‘Kuzey Kafkas’ın kartal tepeleri üstünde’ kuracakları vatanları için[58] akıtmayı kendilerine söz verdiği temiz ve soylu Türk kanına armağan etmek istiyorum. Bu hıçkırıkları bilmem onunla taçlanmaya uygun bulacak mısınız? 22 Ağustos 1923.”[59]

Mehmet Fetgerey’in, Çerkesler’in uğratıldığı haksız uygulamaya karşı önerdiği çarelerden bir diğeri de uluslaştırmak siyaseti ve asimilasyon yapılmasıdır. Bunun zor kullanarak değil, zamana yayılarak gerçekleştirilebileceğini belirtmiştir. “Hem Çerkesler gibi dağılmış bir öğenin asimilesi, Türkleştirilmesi için zor kullanımı ve şiddete, öldürme ve göçürmeye hiç gerek yoktur. Hiçbir durumda gereksinme duyulmaz. Asimile etme ve asimile edilme kundura boyası gibi iki dakikalık bir renk değiştirme işi değildir. Bu zaman işidir. Örneğin bugün bütün köylerde açılacak okullar ve gerçekleştirilecek sosyal örgütlenme, her şeyden daha çok da Türklüğü yükseltmek, diğer öğelerin epeyce üstüne çıkartmak bu işi olağanüstü kolaylaştırır. Hem de bu işin tatlılıkla, güzellikle, tiksintisiz, kinsiz, düşmanlıksız başarılmasını sağlarlar. Kırk elli yıllık sürede bütün Anadolu Çerkesleri Türk olup çıkar.” [60] Şöenu’nun sorunun çözümü için gerekirse asimilasyona başvurulmasını önermesi hatta asimilasyon yöntemlerini göstermesi, onun bu konudaki çaresizliğinin bir ifadesi sayılabilir.

Son çare olarak da Çerkesler’in Kafkasya’ya gönderilmelerini önermiştir. “Günümüz ortamında bunları burada tartışmak istemiyoruz. Yalnız birinci sunumuzda olduğu gibi şuracıkta da sunmak isteriz ki; eğerlerinden, yurtlarından söküp ülkenin güvenliğini tehlikeye atan çıplak serserilere dönüştürmektense kapı dışarı etmek, geldikleri yere, yani eski yurtlarına kovmak daha iyidir. Böylece Türklük ve Türkiyelilik kendine bela olacağını sandığını bir öğeden, fitne ve fesadın kaynağı sandığı bir öğeden, fitre ve fesadın kaynağı sandığı bir soydan kurtulmuş olacağı gibi, altmış yıldır özlem çeken güzel Kafkas’ın ıssız ocaklarının yeniden tütmesine de yardım edilmiş olur. Bu tarihin de suçlayamayacağı bir hareket ve belki insancıl bir hizmet olur.”[61]

İzzet Aydemir, bu sunular sonucunda yaşam boyu bir daha yayın yapmamak gibi bir cezaya çarptırıldıysa da Şöenu’nun amacına ulaştığını, Rauf (Orbay) Bey, Hunca Ali Sait Paşa ve diğer önde gelen Çerkesler’in[62] de çabalarıyla sürgün Çerkesleri’nin bir yılın ardından perişan bir halde ve çok sayıda kayıpla -yalnızca Üçpınar köyünden yollarda 45 kişi ölmüştür-geri döndüklerini belirtmiştir. Dönebilenler bu kez de evlerine başkalarının yerleşmiş olduğunu görmüşler, onları çıkarmak için uğraşmışlardır. Örneğin Hacıosman köyüne yerleştirilenler Bulgar göçmenleriydi, bağ ve bahçelerini talan etmişlerdi.[63]

Bu konudaki son gelişmeleri yine Mehmet Fetgerey’den öğrenmek mümkündür. Şöenu, bu baştan sona yanlışlıklar silsilesi içeren uygulamayı düzeltmeye yönelik eline geçen resmi genelgenin içeriğini aktarmıştır. Buna göre Millî Savunma Bakanlığı’nın 23 Ağustos 1923 tarihli bildirisine göre;

“İstanbul komutanlığına gelen cevap mektup Bakanlar Kurulunca kabul edilen kararname koşullarına uyularak, içeriye taşınan köylerden, hayatta bulunan subay ve asker kişilerin, karılarının ve geçimlerinden sorumlu oldukları akrabalarının, Anadolu İhtilali Cemiyeti ‘nin Anadolu’ya çıkardığı ve çıkaracağı düşünülebilen soyguncularla ilişkili olmadıkları ve sabıka kayıtları düzgün olduğu takdirde gönderilmeyerek ayrıcalık gösterilmesinin uygun görüldüğü, bundan başka gerek milli savaşta, gerek çarpışmalarda ve gerekse soyguncu izlenmesinde şehit olanların dul zevceleri ve evli olmayan kız kardeşleri ile çocukları ve yaşlı baba ve anneleri de gönderilmede ayrı tutulmuş olup bu nedenle ilgili iller ile bakanlığımıza doğrudan bağlı sancaklara duyurulduğundan bu gibileri, yanlışlıkla gönderilenler varsa, yerel sivil yönetime başvurduklarından geri gönderilecekleri, Savunma Bakanlığından bildirilmektedir. Bilgi edinilmesiyle bu gibi ailelere askere alma şubeleri ve diğer makamlarca kolaylık gösterilmesi ve yukarıda açıklandığı gibi işlem yapılması duyurulur.” Bu genelgenin üzerinden aylar geçmesine rağmen geri dönebilenlerin sadece 20 Hane kadar olduğunu belirtmiştir.[64]

Toplu ve Bireysel Cezalandırmaların Etkileri

Hayri Ersoy’a göre Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı yürüten ve Cumhuriyeti kuran Türkçü İttihat ve Terakki kökenli kadrolar, 1923’te Manyas havalisindeki Çerkes köylerini Yunanistan’da kurulmuş ‘Anadolu İhtilali Cemiyeti Osmaniyesi’[65] ile iş birliği gerekçesiyle Doğu’ya sürgün ederek can ve mal kaybına neden olmuşlardır. Çerkesler’in hak etmedikleri bir suçlamayla lekelenmelerini kabul edemeyen Teavün Cemiyeti üyelerinden ve Beşiktaş Jimnastik Kulübü kurucularından Mehmet Fetgerey Şöenu, Çerkesler’in haklarını korumak için mücadele etmiş, milletvekillerinin dikkatini çekmeye çalışmıştır. Şöenu’nun bu girişiminin önemi diaspora tarihinde ilk kez bir Çerkes aydınının toplumu hedef alan resmi uygulamaya itiraz etmesidir. Çerkes tarihinin yazılması girişiminin önlenmesi ve “Çerkes Özdenleri” adlı piyesin sergilendiği tiyatro binasının yıkılması bir tarafa bırakılırsa, sürgün ile diasporada kitleye karşı ilk kez düşmanca bir tutum sergilenmiştir. Bu olay, 1864 Büyük Sürgününün üzerinden geçen elli sekiz yılda iyi ve kötü günde kaderine ortak oldukları bu topraklarda Çerkesler’e hâlâ kuşkuyla bakılmasının göstergesiydi.[66] Gerçekten de Kurtuluş Savaşı’ndaki gelişmeler içinde hem bireysel hem de toplu olarak en fazla Gönen ve civarındaki Çerkesler’in cezalandırıldığı görülmektedir.

Gönen halkının Kurtuluş Savaşı’na katkısı ve düşmana karşı vermiş olduğu mücadelelere rağmen, 150’likler listesinde, Gönen ve civarından yer alan kişilerin sayı olarak çokluğu -86 kişi-ve bunların da genellikle Çerkesler’den oluşması oldukça dikkat çekicidir.[67] Müttefikler ile Ankara arasında Lozan görüşmeleri başladığında[68] bölgedeki güvenlik sorunları Ankara için dezavantaj yaratabileceğinden sorunun kısa süre içinde çözülmesi gerekmekteydi. Bu çerçevede Ankara, bölgedeki zararlı Çerkesler’i uzaklaştırma kararını almıştır. Çerkesler suçlu ya da masum olduklarına bakılmaksızın köylerinden sürülmüşlerdir. Ankara, böylelikle sadece eşkıyalık faaliyetlerini sınırlandırmakla kalmayarak Gönen-Manyas bölgesindeki Çerkesler’i ayrım gözetmeksizin Anadolu’nun içlerine ve doğusuna atarak cezalandırmıştır.[69]

Murat Özden, İzale-i Şekavet Kanunu’na dayandırılarak gerçekleştirilen Gönen-Manyas Çerkes sürgününün sadece Çerkesker’e uygulandığını oysa o dönemde eşkiyalığa karışmamış hiçbir etnik topluluk; Türk, Arnavut[70], Pomak, Çerkes, Laz, Kürt vb. olmadığını belirtmiştir. Gönen- Manyas Çerkesleri’nin Mustafa Kemal Paşa ile Enver Paşa arasındaki politik mücadeleye kurban gittiklerini, bu mücadelenin aracı olarak Midilli Adası’nda kurulmuş olan ‘Anadolu İhtilal Komitesi’ adlı silahlı örgütten ne sürülen zavallı Çerkesler’in ne de Enver Paşa’nın haberinin olmamasının ayrıca trajikomik olduğunu belirtmiştir.[71] Çerkes sürgünü hız kesmeden devam ettirilirken Enver Paşa hayatta değildi. 4 Ağustos 1922’de Anadolu’dan çok uzaklarda Afganistan sınırındaki dağların ücra tepesindeki bir köyün dışında bir Rus süvarisi tarafından vurulmuştu.[72]

Ayrıca her ne kadar marjinal bir katılım sağlanmışsa da gerek İzmir’de toplanan Çerkes Kongresi gerekse Çerkes Ethem, Kuşçubaşı Eşref ve diğer milliyetçilik karşıtı Osmanlı saltanatına sadakatleri olan Çerkesler dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti rejimi Çerkesler’i tehlikeli görerek baskı altına almış ve Çerkes kimliği[73] açıkça bastırılmıştır. Bu durum Demokrat Parti iktidarına kadar sürmüştür.[74]

Göker, Gönen- Manyas Çerkes sürgününün, kısa erimli operasyonel kaygılarla hesaplanmış olsa da yeni rejimin lider kadrolarının, tehlike durumunda imparatorluk geleneği ile hareket edip, zorla yerinden etmeye kolaylıkla başvurabildiklerini göstermeleri açısından dikkate değer olduğunu ifade etmiştir. “Bu erken örnek, devletin ‘itaatsiz’ saydığı unsurları stigmatize etme kapasitesi konusunda çok şey anlatır. Yeni rejimin muktedirleri açısından Osmanlı mirası zorunlu göç seçeneğini test etmede bir ilk örnek teşkil eder ve zorunlu göçün belli etnik topluluklara tatbik edilmesinin maliyetleri ve imkânlarını muktedirlere sunar…. İç sürgün öncelikle bölge Çerkeslerinin iktisadi ve siyasal gücünü kırma işlevini yerine getirmiştir. İkinci olarak, Çerkes topluluğunun ‘terbiye’ edilmesini ve Türklük’le ıslah edilmelerini sağlamıştır…Gönen- Manyas iç sürgününün bir diğer önemi Çerkes topluluğunu ilgilendiren boyutudur. İç sürgün, 1864 travmasının izlerini henüz üstlerinden atamamış Çerkes topluluğuna yeni rejime yönelik çatışmalı bir ilişkinin toplumsal maliyetlerini belletir: yeniden yurtsuzlaşma, mülksüzleşme ve stigmatizasyon. Gönen-Manyas sürgününü hatırlamayı ve/veyahut unutmayı tercih eden Çerkesler için, Gönen- Manyas hadisesi, ev sahibi toplumla ve devletle tesis edecekleri ilişkide hangi hayatta kalma stratejisini hayata geçirecekleri konusunda belirleyici olmuştur. Bölgedeki Çerkes topluluğunun iç sürgün konusunda suskunluğa gömülmesi, iç sürgünü topluca unutmayı yeğlemeleri Türklük Sözleşmesine dâhil olmalarının ön koşulu olmuştur.”75

Sürgün Çocukları ve Torunlarından Sözlü Anekdotlar

Daha önceden tespit edilen kişilere yarı-yapılanmış mülakat çerçevesinde hazırlanan sorular yönlendirilmiş, görüşmenin insicamına bağlı olarak ortaya çıkan yeni sorular yöneltilerek, kayıt alınmış ve çözümlemesi yapılmıştır.

Abdurrahman Kural[75], 24 Temmuz 2022 Tarihli Görüşme, Gönen

Sürgün ve sebepleri konusunda bildiklerinizi anlatır mısınız?

Bayramiç Köyü, benim köyüm sürgüne gitmemiş. O sürgüne hazır bekleyen günü tarihi falan belli olan fakat sonra gitmiyorsunuz demişler. Hazırlıklarını tamamlamışlar o şekilde beklemişler. Ben göçten sonra -1864 Büyük Sürgünü- gelen beşinci nesilim. Göçle gelen kimseyi tanımadım. Bizim köyde göçle ilgili de bir şey anlatılmazdı.

Özel günlerimizde anlatılan bir hikayedir bu anlatacağım. Sürgün günlerinde bir Çerkes aile biliyorum. Yörük çocuğunu evlatlık olarak almışlar ve kendi nüfuslarına geçirmişler ki ben o adamı tanıdım. İlkokul çağındaki çocuklar Kur’an kursuna gittiklerinde adı, sülale adı, kimlerden olduğu vb. sorulurken “ne zaman Müslüman oldun?” sorusu da sorulurmuş. Bu dini terminolojide var. Normalde söylenmesi gereken şey Kalu Beladan beridir. Bu adam diyor ki “Adıge tecıjiğye” ; yani köylü çocuk evlatlık olarak geldiği ve sürgüne denk gelen tarihi, Müslüman olduğunun tarihi olarak kabul ediyor. Öyle bir hikâye anlatılır.

Ben İlkokula gittiğim ana kadar adımın Abdurrahman olduğunu bilmiyordum. Ben ismimi “Tituk” olarak biliyordum. Herkes bana Tituk diyordu. Okula gittiğimde öğretmen adımı söyleyince aptallaştım, şaşırdım. Yani o kadar kapalı bir toplumda yaşıyorduk. Köyümüz Çerkes ve muhacir mahallelerinden (Bulgaristan göçmeni) oluşmaktaydı. Bu göç hadisesini ben üniversite eğitimi aldıktan sonra öğrendim. “Adıge tecijiğye” yani “Çerkesler’in kalkması, kaldırılması” şeklinde bahsediliyordu ama ne olduğunu bilmiyorduk.

O dönemde anlatılan şeyler var. Mesela Hayrettin Kaya Bey anlatır. Bizim dedemiz yani benim annemin dedesi köyüne gelince ailesini bulamamış. Herhalde başka bir yerde çalışıyormuş. Çoluk çocuğu akrabalarının gittiğini görünce peşlerinden Kayseri’ye kadar gitmiş. Kayseri’de vefat etmiş. Bunu bile sonradan öğrendik. Annem hiç bahsetmedi.

Anneannem de hiç bahsetmemiş herhalde. Anneannem, annem çok küçük yaşta öldüğü için ondan duymamam normal ama aileden hiç kimse bahsetmedi. Ben orada vefat eden adamın kızını tanıdım. Şaziye nine derdik, o da hiç bahsetmedi. Sonradan başkalarından duyduk. Yani hiç bahsedilmeyen bir konuydu. O yüzden bu sürgün olayı ile ilgili benim köyümde anlatılan bir şey yok denilebilir.

Biji İshak derdik bir adam vardı. Sürgüne herkes hazırlanırken eşyasını falan satarken bu adam çift sürüyormuş. “İshak ne yapıyorsun” dediklerinde “dönersek ekilmiş buluruz” diye cevap vermiş. İçerisinde döneceğim duygusu varmış adamcağızın. Ben bu adamı tanıdım. O sene sadece onun tarlasının ekilmiş olduğunu söylerlerdi.

Peki köylüler eşyalarını satmışlar mı?

Herkesin eşyası satılmış, hazır beklemişler. Ondan dolayı ekonomik olarak çok sıkıntı çekmişler ama sürgünün acısını benim köyüm çekmedi. Sürgünün acısını Muratlar’lılar çektiler. Benim anneannemin köyü. Dediğim gibi benim anneannemin babası sürgünde, Kayseri’de vefat etmiş.

Sürgüne dair tebligat nasıl yapılmış acaba?

Jandarma gelmiş duyurmuş, cami kapılarına asmışlar. Tebligatı o şeklide köylüye duyurmuşlar. Malları elden çıkarmaları biraz kolay olmuş. Diğer köyler biraz daha fazla sıkıntı çekmiş. Köydeki Bulgaristan muhacirlerine satmışlar. Daha sonrasında malları geri alma noktasında da sıkıntılar yaşanmış.

Çerkesler neden sürgüne gönderilmiş? Bu konuda duyumlarınız oldu mu?

O zamanlar duyduğum Kurtuluş Savaşı sırasındaki hadiseler, Ethem vb. söyleniyordu. Ama bunlarla ilgili köylünün bir bilgisi yoktu. İlk sürgüne giden Mürüvvetler Köyü’nden bir adamla tanıştım. Ortak akrabalarımız olan birisi. Meşhur Ali Sait Akbaytogan Paşa’nın sülalesinden birisi. Onlar bizim sürgün hazırlığımızdan bir yıl önce sürgüne gönderilmişler. Dursunbey Köyü’ne göndermişler Dursunbey’de bir sene kalmışlar. Köylerine geri döndüklerinde kendi evlerinde başkalarını bulmuşlar. Evlerine Pomaklar yerleşmiş. “Biz de kendi evimizin ahırlarına yerleştik. Bir müddet orada oturduk. Baktık olacak gibi değil, onları ürküttük, kaçırdık.” demişti. Onun anlattığına göre köylüler bir miktar para toplayarak, ileri gelen birkaç kişi İstanbul’a gitmişler. Ali Sait Akbaytogan’a durumlarını anlatmışlar. O da, “Ben Ankara’ya gideceğim. Bu meseleyi görüşeceğim.” demiş. Kısa zaman sonra dönüşleri olduğunu anlatmıştı o adam. Akbaytogan, Hacıosman Köyü kökenlidir ve Devlet Mezarlığına gömülmüştür.

Sürgünden dönüş hakkında bilginiz var mı?

Bana bir emekli öğretmen anlattı. Manyas’ın Haydar diye bir köyü var. Sürgün dönüşü de ayrı bir trajedidir. Dönebilirsiniz demişler. Bunlar da yayan yola çıkmışlar. Nihayet Manyas’a kadar gelmişler. Bu aile Muratlar Köyü kökenlidir. Haydar köyüne ulaştıklarında kadınlardan biri buradaki akrabasını bulup ondan kıyafet temin etmiş. O kadar perişan halleri varmış ki, ilk başta kendisini tanımamışlar. Sarılıp ağlamışlar. Emanet kıyafetle Muratlar Köyü’ne döndüklerini anlatmıştı. Dönüşün çok daha sıkıntılı olduğu anlaşılıyor. Yollarda ölenler olmuş. Bunları bana Bayramiç Köyü kökenli emekli öğretmen Hasan Seyhan anlatmıştır. O da akrabalarından dinlemiş.

Köylü ve eşkıyalık hakkında bildikleriniz nelerdir?

Genel olarak Çerkesler Ethem ve Anzavur arasında sıkışıp kaldılar denilebilir. Bir arkadaş anlatmıştı. Gönen’in Dereköy’ünde bir akşam köye Ethem gelmiş. Mecburen birileri onu ağırlamış. Ertesi gün de Anzavur’cular gelmiş. Onları da yedirip içilmişler. Ardından köylüleri “siz Ethem’i desteklediniz” ya da karşı taraf “siz Anzavur’u tuttunuz” diye suçlayarak köylüye zulmetmişler. Köylü arada garip kalmış.

Sürgün hadisesinin Çerkesler üzerindeki etkisi hakkında neler söylersiniz?

Son zamanlara kadar Gönen’de bir Kafkas derneğinin kurulmamış olması bu şekilde değerlendirilebilir. 1993’te, Gönen’de birkaç arkadaşın cesaretiyle kuruldu. Manyas’ta dernek birkaç sene önce kuruldu. Yakın zamana kadar büyüklerimiz bizi uyarır, “aman suya sabuna dokunmayın, Çerkesçe konuşmayın” derlerdi.

Sedat Kök[76], 24 Temmuz 2022 Tarihli Görüşme, Gönen

Ailenizden sürgün edilenler oldu mu? Onların yaşadıkları hakkında neler öğrendiniz? Anlatır mısınız?

Babaannem Melek Kök bana, Çerkes olduğunu belli etme derdi. Onun kökeninde yatan neden sürgün hadisesidir. 1923 Güney Marmara sürgününde ise bizim köy çok apar topar kaldırılmış. Üçpınar Köyü. Duyuru yapmak, eşyaları satmak için vakit vermek falan söz konusu olmamıştır. Gidiyorsunuz dediler ve yola çıkarıldılar.

Babaannem anlatmıştı: “Farklı köylerden gelen gruplarla bizi Edincik civarında bir meydanda topladılar. Etrafımızı asker sardı. Ellerinde makineli tüfekler de vardı. Biz önce bizi burada imha edeceklerini düşündük. Toplu vaziyette bir müddet kaldık. Sonra Bandırma’ya gittik.” Oradan trenlerle göndermişler. Balıkesir’den Konya’ya kadar trenle gitmişler. Bazen de yaya yürümüşler. Yolarda belli noktalarda birer hafta, üçer hafta konaklamışlar. Tekrar trenlere binmişler. Van’a, Ağrı’ya kadar gidenler olduğunu sonradan öğrendim ama emin değilim. Babaannem Malatya’ya kadar gittiklerini söyledi. Yolculuk boyunca neden sürüldüklerini çok bilmeseler de yolculuk sırasında kendilerine yapılan muameleden, hakaretlerden Yunanlılar’la iş birliği yaptıkları konusunda bir his uyanıyor. Gerçi siyasi olarak bu konulara dahil olmayan sıradan insanlar. Birçoğu çoluk çocuk, yaşlı. Çoğu Çanakkale’de, Yemen’de, Kurtuluş Savaşı’nda cephelerde zaten ölmüşler. Malatya’ya girdiklerinde onları bir kilisenin avlusuna yerleştirmişler.

“Yol boyunca halk bize ‘gavurcular geçiyor, Yunancılar geçiyor’ diye kötü tezahürat yapıyordu. Bize çok kötü gözle baktılar. Bir süre sonra Ramazan ayı geldi. Oruç tutmak için yiyecek vb. aradık. Bize yardım etmediler fakat Müslüman olmayanlar, mesela Ermeniler çok yardım ettiler. Bize ilk yiyeceği getirenler, yardım eli uzatanlar onlardı. Neden sonra kapı aralığından bizim namaz kıldığımızı, oruç tuttuğumuzu gördüklerinde bu defa Müslüman halk da yardım etmeye başladı. Sonra bir daha hakaret işitmedik. Bunlar da Müslümanmış dediler.”

Babaannem bunları hep anlattı. Ses kaydı da almıştım fakat maalesef kayboldu. Tiyatro grubumuz vardı. Yıllar önce bu konu ile ilgili bir tiyatro oyunu sergilemek için alınan kaset maalesef kaybedilmiştir.

Sürgüne gidip, orada evlenen aile kuranlar olmuştur. Mesela amcamızın kızı orada kaçırıldı ve orada kalmak zorunda kaldı. Evli bir adam tarafından. Dedem çok direndi onu geri almak için. Onlar zengin, varlıklı insanlardı. Dedemi de vazgeçirdiler. Hala diyorduk, babamın amcasının kızıydı. Orada kaldı, çoluk çocuk sahibi oldu ama yıllar sonra buraya geri döndüğünde tıpkı bölgenin insanı gibi olmuştu. Çerkes gelenek ve göreneklerini büyük ölçüde unutmuştu diyemem ama terk etmiş, onlar gibi davranmaya başlamıştı.

Sürgünün psikolojik etkileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Tabii Çerkesler geri döndüklerinde evlerine başkalarının yerleştiğini görmüşler. Onlar ellerindeki satılabilir malları satmışlar ama her şeyi satamamışlar. Örneğin tarlalarını satamamışlar. Döndüklerinde evlerine, hayvanlarını barındırdıkları damlarına başkalarının yerleştiğini görmüşler. Mübadele sırasında gelen Pomaklar bu köylere yerleştirilmiş. Ortaya çıkan kargaşada evlerine yerleşenleri terk etmek zorunda bırakmışlar.

Peki Üçpınar köyünden Anzavur ya da Ethem’in birliklerine katılmış olanlar var mıydı? Ya da o dönemin ifadesiyle çetecilik faaliyetleri içinde bulunanlar var mıydı? Bu konudaki bilgileriniz nelerdir?

Çetecilik dolayısıyla aranan insanlardan bahsedilir. Bir tanesini çocukluğumda ben tanıdım. Şeker gibi bir dedeydi. Bana göre eşkıyalık yapacak biri değildi. O günün şartlarında savaş ortamında belki çeşitli zorluklarla, belki çeşitli suçlarla, belki çevredeki eşkıya denilebilecek grupların baskısıyla onlara katılmış olanlar olmuştur. Bizim köyden benim bildiğim birisi var. Şişboyun Bilal derlerdi. Eşkıyalık yapacak birine benzemiyordu.

Köylülerin bu tarz çetecilik faaliyetlerine katılanlara bakışı konusunda bildikleriniz nelerdir?

Bizim babalarımız bu tarz insanlara iyi gözle bakmıyor, ayıplıyordu. Hatta şöyle bir olay anlatılır: İnsanlar dağdan odun keserek onunla ısınırlardı. Fırıncılara satıyorlar, karşılığında tuz, un vb. alırlarmış. Annemin babası olan dedem dağdan dönerken bir inilti sesi duymuş. Bir de bakmış ki Şişboyun Bilal bir rütbeli askerin üzerine çökmüş ondan bir şeyler istemektedir. O arada asker, dedeme kolundaki saati göstererek almasını istemiş. O arada rütbeli askerin ummadığı şekilde dedem Şişboyun Bilal’e bağırarak, askeri elinden kurtarmış. Çerkesçe söylemiş tabii. Şişboyun Bilal köylüsünden utanıp askeri hemen bırakarak silahını omuzlayıp orman yolundan kaybolmuş. Asker, dedeme teşekkür etmiş. Annemin babasından aktardığı bir şey. Askerin orada tek başına ne işi vardı bilmiyorum. Dedem bir süre sonra askere gittiğinde tesadüfen bu kurtardığı rütbeli askerin bölüğüne düşmüş. Askerliği boyunca bütün masraflarını karşılamış ve dedeme çok iyi davranmış.

Buna benzer olaylar çok anlatılır. Babaannem eşini Çanakkale savaşında kaybetmiş. Ablasından kalan iki küçük çocuk ve kendi çocuğuyla birlikte yaşamışlar. Erkek işi olmasına rağmen değirmen çalıştırmak zorunda kalmış. Kurtuluş Savaşı’nın hareketli zamanları, eşkıyalığın kol gezdiği zamanlar. Suyu çevirmek için gittiğinde üç çocuğu içerde bırakmış. Tam o anda eşkıyalar gelip içeri girmişler, çocukları görünce şaşırmışlar. Gelen eşkıya da Çerkes. Bir kadının değirmen çalıştırmasına hayret etmişler. Utanmışlar. Çocukların eline demir paralar bırakıp çekip gitmişler.

Köylülerin Ethem ya da Anzavur’la bağlantıları var mıydı?

Çerkes Ethem’in köyümüzle ilişkisi, Anzavur’un köyümüzle ilişkisi vb. diyoruz ya. Anzavur’un köyümüze uğradığına dair hiçbir duyum almadım. Ama Ethem’in bizim köye uğrayıp kendi grubuna dahil olmayan iki kişinin evlerini yakıp gittiğini duydum. Hatta köylüler itiraz etmişler. “Bu da sizden, Şapsığ” demişler. Fakat Ethem hiç dinlememiş. Yanılmıyorsam bir tanesi Natho’ların evi, diğeri de Tuğuş’ların evi. Ethem’in hiç affı yok. Bizim köyde Ethem’ciler, Anzavur’cular diye bir ayrım yapıldığını hiç duymadım. Ethem’in yanında bizzat savaşanlar olup olmadığını da bilmiyorum. Aynı durum Anzavur için de geçerlidir. Ama gene babaannemin aktardığı bir anekdot vardı: “Ethem derdi ki; yiğit olanlar arkamdan gelsin. Anzavur da derdi ki Müslüman olanlar, Kur’an’a inananlar arkamdan gelsin.” Boynunda Kur’an’la dolaştığı anlatılır. Biraz da din konusunu suistimal ettiğini ima ederlerdi. Babaannem Atatürk ve arkasındakilerin adalet, eşitlik, hürriyet diye ortaya çıktıklarını anlatıyordu. “Adalat, musavvat, hürriyat…”

Gönen- Manyas Çerkes Sürgününü hangi sebeplere bağlıyorsunuz?

Belki de başlarına gelenlerden dolayı kişisel olarak yeni rejime soğuk baktılar. Cumhuriyet karşıtı olarak görüldüler. Bölgenin konumu dolayısıyla Yunancı konumuna getirildiler. Sürgün yollarında “gavurcular geçiyor, Yunancılar geçiyor” denmesinin bir nedeni de sanıyorum o. Bu bilgiler ne kadar sağlıklı bilmiyorum ama bu bölgedeki Çerkesler’in Yunanlılar’ın desteklediği bir devlet kurma girişiminde bulundukları konularından bahsediliyor. Yunanlılar’a destek verdikleri şeklinde bir izlenim de yaratılmaya çalışılıyor. Ama ben hiçbir zaman yaşadığım köyün halkından Yunanlılar lehine bir tavır sergilendiğini, keşke Yunanlılar kalsaydı dediklerini duymadım. Çerkes Ethem’in de Anzavur’un da Çerkes’çilik propagandası yaptıklarını hiç duymadım. Kesinlikle ikisinin de özerk bir Çerkes devleti kurma planları olduğuna dair ne duyuma ne de bilgiye ulaştım. Ama bunlar söyleniyor. Uyduruluyor mu? Yakıştırılıyor mu? Sürgüne bir zemin oluşturmak için mi uyduruluyor? Çünkü bir zamanlar Yunan uçaklarından atıldığı söylenen bildiriler vardı. Gerçek mi? propaganda mı? bilmiyorum. Bunlara Çerkesler ne kadar taraftar oldular? bilmiyorum. Çerkesler’in Yunan taraftarı olduğuna dair bir izlenim yaratılmış fakat ben buna inanmıyorum. Bunun sürgüne gerekçe yapıldığını düşünüyorum.

Bütün duyduklarımdan ve okuduklarımdan şunu çıkarıyorum. Bir ulus devlet yaratma girişimi var. Sadece Çerkesler’e yönelik değil, doğuda Kürtler’e ve Ermeniler’e de benzer şekilde davranıldı. Çerkesler sürülürken diğerlerine de gözdağı vermek anlamına geliyordu. O günün koşullarında Çerkesler Anadolu’da en tehlikeli unsurlardan biri olabilirler. Özellikle savaşçı özellikleri, atılgan olmaları ve Kurtuluş Savaşı’nda kendi nüfuslarına oranla beklenmeyecek ölçüde savaşa katılmış olmaları bunu göstermektedir. Çok etkin olmaları dolayısıyla bir devlet kurma gibi eylemleri olmamasına rağmen bu tür şeyler yakıştırılmış. Yanılıyor da olabilirim ama böyle görünüyor.

Sürgün sonrası gelişmeler hakkında bilgi verebilir misiniz?

Geri döndükten sonra da Çerkesler için zorluklar devam etti. Kurtuluş Savaşı bittikten sonra, okullar açıldı vb. Normal hayata dönülmeye başlandı. “Vatandaş Türkçe konuş” propagandaları başladı. Bizim köydeki karakol vasıtasıyla yapılan baskı sonucu düğünler bile yasaklandı. Çerkes çalgısının yasaklandığı bize söylediler. Uzun yıllar geçmesine rağmen 12 Eylül’de de aynı şeyleri yaptılar. Çerkes armonikasının satışını, düğünlerde çalınmasını yasaklamışlardı.

Dirayet Can[77], 26 Temmuz 2022 Tarihli Görüşme, Erdek/Bandırma

Sürgün ile ilgili neler biliyorsunuz?

Annem gitmiş. Annem ve annemin ailesi, Hacıosman Köyü’nden. Onlar gitmişler. Ondan duyduğum kadarıyla yollarda, trenlerde epey sıkıntı çekmişler. Mesela dedem altı yaşındaki yeğenini kaçak götürüyormuş. Çünkü onu göndermiyorlarmış. Oturdukları yerin arkasında bir yer yapmışlar. Ona yiyecek, üzüm falan sarkıtırlarmış. Yollarda çok zahmet çekmişler. Afyon’a kadar gitmişler. Konya’ya da gitmişler galiba. Annem her zaman Afyonkarahisar’ı hatırlardı. Evleri satılmamış ama satılan eşyaları çok olmuş. Ne kadar kaldıklarını bilmiyorum. “Bir hendek gibi yerden geçirdiler, sayarak indirdiler” diyordu.

Baba tarafım sürgüne gitmemiş fakat hazırlanmışlar. Her şeylerini satmışlar fakat gitmemişler. Gidilmeyecek denmiş. Mal varlıklarını kaybettiklerinde zorluklarla karşılaşmışlar. Satılan mallarını geri alamamışlar. Babam söylerdi, eşyalarımız şu kişilerde diye. Çerkes Ethem’i sorarsan şimdi hiç kimse desteklemiyor. Bazıları da iyi şeyler de yaptı diyorlar. Yapmasaydı, ama olmasaydı da zor olurdu diyenler de var.

Mehmet Ali Koç[78], 15 Eylül 2022 Tarihli Görüşme, İzmir

Sürgün konusunda bildiklerinizi anlatır mısınız?

Benim baba tarafım Muratlar Köyü’nden. Sürgüne Konya’ya kadar gönderilmişler. Arif amcam vardı, askerdeydi. Onun sayesinde, ailede asker olduğu için gidenleri Konya’dan geri göndermişler. Bir kısmı Hatay’a kadar, bir kısmı Adana’ya kadar bir kısmı Kayseri’ye kadar gitmiş. Muratlar Köyü’ndeki Çerkesler gönderilmiş, Türkler gönderilmemişler. Hatta Dönme nineyi (Melek) bile götürdüler, Rum olduğu halde. Eşi Çerkes olduğu için. Sürgünde dünyaya gelen kızı (Zekiye) sakat doğmuş. Gözlerinde sorun vardı. Sürgünden döndüklerinde ellerinde yiyecek içecek hiçbir şey kalmadığı için tarlalarını yakındaki Kumköy’lülere satmışlar. Karşılığında buğday almışlar. Onun haricinde dedemi sürgün ettiler Yunanistan’a.

Dedeniz neden 150’likler listesine alınmış? Biliyor musunuz?

Ahmet Anzavur Paşa’yı desteklediği için. Dedem bir ara Balya madeninde çalışmış yönetici olarak. Gönen’de bakkal işletmiş. Dedem zenginlerdenmiş. Bütün mallarına el koymuşlar. Vahdettin adına, Hilafeti desteklediği için sürgün edilmiş.

Silahlı çatışmalara girmiş mi?

Girmiş. Babam anlatıyordu. Dedemin mavzeri varmış. Biga’nın bir köyünde gömülüymüş. Silahını gömüp öyle Gönen’e gelmiş. Ben silahın kuvvetli ihtimalle Cihadiye’de gömülü olduğunu düşünüyorum.

Anzavur’u desteklediği için listeye alınmış o zaman?

Anzavur’u değil, Hilafeti desteklediği için.

Türkler’den kaçan bir Rum kızı dedeme sığınmış. On beş- yirmi gün çatıda saklamış. Sonra mübadele oldu herhalde. Kız Yunanistan’a gitmiş.

Aftan yararlandı mı?

Hayır orada ölmüş. Eşi gelmişti. Hatta ben onu ziyaret etmiştim. Sonuç

Anavatanları Kafkasya’dan Ruslar’la yüzyılları aşan ve tarihin geniş safhasına yayılan mücadeleyi kaybederek sürgün edilen Kuzey Kafkasya halklarının[79] bir kolunu oluşturan Adıgeler -Türkiye’de Çerkes olarak adlandırılırlar- kendilerini kabul eden Osmanlı Devleti’ne gelerek çeşitli bölgelere yerleştirilmişlerdir. Burada önemli hizmetlerde bulunan Çerkesler, devletin yıkılması ve Millî Mücadele sürecinde de yararlılık göstermişlerdir. Kurtuluş Savaşı’nın teşkilatlanması aşamasında en başından itibaren yer alan kişiler arasında çok sayıda Çerkes bulunmaktaydı. Amasya Görüşmeleri’nde Mustafa Kemal Paşa’nın dışında gerek İstanbul Hükümeti gerekse Temsil Heyeti adına bulunanların tamamının Çerkes olması, bu konuda yeterince fikir verebilir. Burada ismini zikredemeyeceğimiz kadar çok sayıdaki Çerkes, örneğin Rauf Orbay, Bekir Sami Günsav, Bekir Sami Kunduh, Ethem, Mahmut Nedim Hendek, Halit Karsıalan, vatan savunması için kritik zamanlarda ve yerlerde önemli görevleri yerine getirmişler, bir kısmı da bu uğurda canlarını vermişlerdir.

Diğer yandan Padişah ve Hilafet taraftarı Çerkesler de olmuş, özellikle Ahmet Anzavur gibi kişiler eliyle Millî Mücadele aleyhine ayaklanmalar çıkarılmıştır. Anadolu’nun pek çok bölgesinde çıkarılan ve bütün halkların dahil olduğu iç isyanlar Millî Mücadele için önemli bir tehdit oluşturmuştur. Marmara Bölgesi’nde ve başkent İstanbul’a yakın olan bölgelerde çıkarılan isyanların ayrıca önemli olduğu açıktır. Özellikle Damat Ferit’in İngilizler ile birlikte desteklediği Anzavur ayaklanmalarının bastırılması Kuva-yı Milliye güçlerini zorlamış ve Bolu, Düzce, Hendek isyanları da dahil olmak üzere bölgedeki isyanların bastırılmasında Çerkes Ethem etkili olmuştur.

Bütün halklar gibi Çerkesler de otorite boşluğundan kaynaklanan eşkıyalık faaliyetlerinden zarar görmüşlerdir. Bununla birlikte tıpkı Arnavutlar, Pomaklar, Türkler, Kürtler vb. gibi eşkıyalık yapan Çerkesler de olmuştur. Bir taraftan Yunan mezalimi diğer taraftan çeteci ve şakilerin zulmü altında inleyen halk, bazen kendini korumak için bazen de çeşitli propagandaların etkisiyle zararlı grupların içinde yer almış ya da bunları desteklemek zorunda kalmıştır. Bu süreçte bölgenin tamamını etkileyen olaylar silsilesinin sorumlusu olarak Çerkesler görülmüş ve 1922’nin sonlarında topluca cezalandırma yoluna gidilmiştir.

Cami kapılarına Milli Savunma ve İçişleri Bakanlığı tarafından bildirgelerin asıldığı Çerkes köyleri apar topar yerlerinden edilerek Anadolu’nun içlerine ve doğusuna sürülmüşlerdir. Mallarını, evlerini ve hayvanlarını satmaya zorlanmışlardır. İlk önce on dört köy kaldırılmış, otuz civarındaki köy de aynı şekilde mülksüzleştirilerek sıralarını beklemişlerdir. Kadınlar, yaşlılar, çocuklar, sadece Çerkes oldukları için, asker ve jandarma kontrolünde bazen yaya bazen de trenlerle nereye gittiklerini ve neden bu muameleye maruz kaldıklarını bilmeden uzaklaştırılmışlardır.

Sürülen ve sürgün koşulları hazır halde bekletilen yaklaşık 2000 hanedeki 10 bin civarındaki Çerkes’in tamamının suçlu olmadığı, hatta şehit ailelerinin çocuklarının bile ayrım gözetilmeksizin sürgün edildiği düşünüldüğünde Çerkesler’e topyekûn bir cezalandırma yoluna gidildiği söylenebilir. Anlaşıldığına göre sürgün öncesi birtakım söylentiler ortaya çıkmış, sonra Milli Savunma ve İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan, daha sonra da İzale-i Şekavet Kanunu’na dayandırılan ve genel anlamda eşkıyalık ile mücadeleyi içeren düzenlemeler sadece Çerkesler’e; özellikle Gönen- Manyas bölgesindeki Çerkesler’e uygulanmıştır. İzale-i Şekavet Kanunu çıkarıldığında Çerkesler’in çoğu sürgün edilmişlerdi.

Zafer sonrası Lozan barış sürecinde yeni şekillenmekte olan rejim için Şarkı Karib Cemiyeti, Yunanistan’a kaçan, Ethem, Eşref vb., Anadolu İhtilali gibi oluşumların tehdit teşkil ettiği çok açıktır. Fakat bütün bu oluşumlara bakıldığında sadece Çerkesler’in yer almadığı hatta çoğu yerde azınlıkta oldukları görülmektedir. Dikkatlerden kaçtığı anlaşılan önemli bir husus ise henüz Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcında bölgede Çerkesler’e yönelik olarak tıpkı Ermeniler gibi sürgün edilecekleri propagandalarının dillendirilmiş olmasıdır. Kuva-yı Milliye’nin İttihatçı zihniyetin bir ürünü olduğu ve Çerkesler’in sürüleceği söylentileri yanında, Yunanlılar’la savaşmaya gittiğini söyleyerek Çerkesler’i etrafına toplayan Anzavur’un hilelerini yine Bekir Sami Bey gibi Çerkes kökenli komutanlar etkisiz hale getirmeye çalışmışlar ve eşkıyanın Çerkes olup olmamasına bakmaksızın mücadele etmişleridir.

Bu arada 150’liklerin çoğunluğunun da Çerkes ve Gönen çevresinden olduğu hatırlanacak olursa gerek bireysel gerekse toplu olarak bölge Çerkesleri hedef alınmıştır denilebilir. Meselenin Türklük-Çerkeslik meselesi olmadığının en somut göstergelerinden birisi Hendek isyanı sırasındaki gelişmelerde çok açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Padişah/ Hilafet yanlısı asilerin çıkardığı Hendek isyanını bastırmakla görevli Çerkes asıllı Mahmut Nedim Bey’in, Çerkesler tarafından pusuya düşürülerek şehit edilmesinin ardından bölgeye giderek isyanı bastıran bir başka Çerkes, Ethem olmuştu.

Gönen- Manyas Çerkeslerinin sürülmesi hadisesinde gelişigüzel bir tutum sergilendiği anlaşılmaktadır. Örneğin Anzavur, Bigalı olmasına ve çevresine topladığı asiler arasında Biga civarından da Çerkes ya da diğer halklardan, örneğin Pomaklar’dan isyancılar olmasına rağmen buradaki köylere dokunulmamıştır. Aynı şekilde Çerkes Ethem’in köyü sürgün edilmezken, adamlarından Takığ Şevket’in köyü sürgün edilmiştir.

Haksız biçimde yerlerinden edilen masum çocuk, kadın, yaşlı Çerkesler’in bir kısmının, bir yıldan uzun bir süre sonra, önde gelen bazı Çerkesler aracılığıyla; Rauf (Orbay) Bey, Bekir Sami (Günsav) Bey, Korgeneral Ali Sait (Akbaytogan) gibi tekrar köylerine geri dönmelerine izin verildiği anlaşılmaktadır. Kafkas sürgünü ve Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’ı kaybetmesinden sonra buradan göç eden yaşlı Çerkesler için yaşadıkları üçüncü sürgünün büyük acı kaynağı olduğu, bir kısmının geri dönemediği anlaşılmaktadır. Sürgünden dönebilenler ise yoklukla ve çeşitli zorluklarla mücadele etmek durumunda kalmışlardır.

Gönen- Manyas Çerkesleri’nin sürülmesi hadisesini ne resmi kayıtlardan ne de hatıralardan takip etmek mümkün görünmemektedir. Bu konuda kendisi de Manyas’lı bir Çerkes olan ve Milli Mücadele’nin başlarından itibaren bölgede yararlılıklar gösteren Bekir Sami (Günsav) Bey’in çabaları önemlidir. Sürgün sürecinde başbakan olan ve yine kendisi de Çerkes, Rauf (Orbay) Bey’in kayıpların önlenmesine yönelik gayret içerisinde olduğu sezilmektedir. Sözünü etmiş olduğumuz kişiler dahil olmak üzere ne olayların içinde yer alanlar ne de sıradan insanlar anılarını yazmaktan ve hatta bir sonraki kuşaklara bile anlatmaktan çekinmişlerdir. Çerkes aydını Mehmed Fetgerey Şöenü’nün yazdıkları olmasa bu kitlesel hadisenin neredeyse yaşanmadığı düşünülebilirdi. Sürgünzede Çerkesler, sessiz kalmayı ve unutmayı seçmişler daha doğrusu mecbur kalmışlardır. Sürgünün yarattığı travmatik etki bölge Çerkeslerinin yüz yıllık suskunluğundan açıkça anlaşılmaktadır.

Diğer yandan maruz kalınan haksızlıkların herhangi bir devlet düşmanlığına dönüşmemiş olması, Çerkesler’in vatanseverliğinin bir göstergesidir. Gingeras’ın belirttiği gibi devletin koruyucusu olan Çerkesler’in çocukları bu görevlerini yerine getirmeye devam etmişler ve etmektedirler.

KAYNAKÇA

Arşiv Belgeleri ve Resmi Yayınlar:

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi (BCA) BCA, 30.18.1.1.9.27.1. BCA, 30.18.1.13.29.16.

BCA, 30.18.1.1.11.43.16. BCA, 30.18.1.1.23.22.13.

BOA, DH. ŞFR. ,93-205. BOA, DH. ŞFR.,659-137. BOA, DH.EUM.AYŞ.,50-6.

BOA., DH.EUM.AYŞ.,56-48. BOA, DH. ŞFR.,105-110. BOA, MV.218-125.

TBMM Gizli Celse Zabıtları, İ: 87, C: 2, 19. 8. 1338 (1922). TBMM Gizli Celse Zabıtları, İ: 44, C: 4, 22/23.4.1340 (1924).

Telif Eserler:

Adıvar, Halide Edib, Ateşten Gömlek, Ahmet Halit Kitabevi, 3. Baskı, İstanbul 1943.

Akkuş, Tacettin, Gönen ve Köyleri Tarihçesi, MVT Yayıncılık, 2. Baskı, İstanbul 2010.

Aslan, Cahit, “Türkiye ‘de Milli Kimliğin İnşası Ve Farklı Etnik Grupların Durumu: Çerkesler Örneği”, file:///C:Users/Pc/Downloads/TÜRKİYEDE MİLLİ KİMLİĞİN İNŞASI-2.pdf, Erişim Tarihi: 09.11.2022.

Aslıyüce, Erdoğan, Türk Tarihinde İşbirlikçiler ve 150 ‘likler, Yesevi Yayıncılık, İstanbul 2009.

Avcıoğlu, Doğan, Millî Kurtuluş Tarihi 1838 ‘den 1995 ‘e, C: I, İstanbul Matbaası, İstanbul 1974.

Aybars, Ergün, İstiklal Mahkemeleri, Ayraç, 1. Baskı, Ankara 2009.

Aydemir, İzzet, “Gönen-Manyas Çerkeslerinin Sürgünü”,

http://www.kafdav.org.tr/documents/manyassurgunu.pdf, Erişim Tarihi: 07.08.2022.

Aykut, Şennur Çakar, Tarih Boyunca Biga, Biga Belediyesi Kültür Yayınları, y.y. 2011.

Bağ, Yaşar, “Çerkes Kimliği”, Türkiye Çerkeslerinde Sosyo-Kültürel Değişme, Kaf Der Yayınları, 1. Baskı, Ankara 1996.

Baj, Jabaghi, Çerkesler, 3. Baskı, İtalik, Ankara 2000.

Bardakçı, Murat, Enver, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2015. Bayar, Celâl, Ben de Yazdım, C: III, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Baskı,

İstanbul 2018.

Berkok, İsmail, Tarihte Kafkasya, İstanbul Matbaası, İstanbul 1958.

Berzeg, Sefer E., Türkiye Kurtuluş Savaşı ‘nda Çerkes Göçmenleri II, Nart Yayıncılık, 1. Baskı, İstanbul 1990.

———- , Çerkes- Vubıhlar Soçi’nin İnsanları, Kuban Matbaacılık Yayıncılık, Ankara 2013.

———-, Se Sidunay (Benim Dünyam), Kuban Matbaacılık Yayıncılık, Ankara 2014.

Cilasun, Emrah, “Bâki İlk Selam” Çerkes Ethem, Belge Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2004.

Çerkes Ethem ‘in Hatıraları, Dünya Yayınları, y.y. 1962.

Çerkes Ethem Meydan Okuyor, Haz. Ömer Hakan Özalp, Derin Tarih, İstanbul 2015.

Çevik, Zeki, “Milli Mücadele’de Son Kurşun Bölgesinde Yunan Mezalimi, Türk Direnişi ve Kurtuluş”, Milli Mücadele Dönemi ve Sonrası Bandırma, Editörler Zeki Çevik- Ulaş Töre Sivrioğlu- Ümit Doğan, Zeus Kitabevi, 1. Baskı, İzmir 2022, ss.133-150.

Doğru, Deniz, “Yakın Tarihimizde Bir Sürgün Hikâyesi: ‘Yüz Ellilikler'”, Türk- İslâm Medeniyeti Akademik Araştırmalar Dergisi, C: XI, Sayı: 21, 2016, ss.209-225.

Düzenli, Tuncay, Adapazarı ve Civarında Çerkes Muhacirlerin İskânı Ve Uyum Problemleri, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yakınçağ Tarihi, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya 2006.

Ersoy, Hayri, Dili Edebiyatı ve Tarihi ile Çerkesler, Nart Yayıncılık, 1. Baskı, İstanbul 1993.

Fortna, Benjamin C., Kuşçubaşı Eşref’in Eşi Pervin ‘in Savaşı, Çev. Hatice Aydın, Timaş Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2019.

———-, Kuşçubaşı Eşref, Çev. Selçuk Uygur, Timaş Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 2020.

Gingeras, Ryan, “The Sons of Two Fatherlands: Turkey and the North Caucasian Diaspora, 1914-1923”, European Journal of Turkish Studies, November 2011.

Gökbilgin, Tayyip, Millî Mücadele Başlarken, İkinci Kitap, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1965.

Göker, Eylem Akdeniz, “Erken Cumhuriyet Döneminde Demografik Mühendislik ve Devlet İnşa Pratikleri: Gönen Manyas Çerkes Sürgünü”, Mülkiye Dergisi, C: XLIII, Sayı: 4, 2019, ss.681-706.

Göztepe, Tarık Mümtaz, Osmanoğullarının Son Padişahı Sultan Vahideddin Mütareke Gayyasında, Sebil Yayınevi, İstanbul 1969.

Gürler, Hamdi, Kurtuluş Savaşı’nda Albay Bekir Sami (Günsav), Genelkurmay Basımevi, Ankara 1994.

İğdemir, Uluğ, Biga Ayaklanması ve Anzavur Olayları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1989.

Kanunlar Dergisi, Kanun No: 356, C: II, 18.10.1339 (1923).

Karabekir, Kâzım, İstiklâl Harbimizde Enver Paşa ve İttihat ve Terakki Erkânı, Yapı Kredi Yayınları, 4. Baskı, İstanbul 2020.

Karacakaya, Safa Furkan, “Balkan Savaşları Sırasında Balıkesir Bölgesinde Asayişi Sağlamak İçin Alınan Tedbirler”, Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, C: IV, Sayı: 21 (Özel Sayı), 2021, ss.74-86.

Koç, Nurgün, “Milli Mücadele’de Yozgat (Çapanoğulları) Ayaklanması ve Çerkes Ethem Güçleri Tarafından Bastırılması”, I. Uluslararası Bozok Sempozyumu, C: II, 05- 07 Mayıs 2016, ss. 219-244.

———-, “Milli Mücadele’de Batı Anadolu’da Çıkarılan İç İsyanlar ve Çerkes Ethem

Güçleri Tarafından Bastırılması”, International Conference on Humanities and Culturel Studies, Prague, Czech Republic, 6- 10 November 2016, ss.242-255.

———-,    “Mahmut   Nedim    Hendek    (1880-1920)”,    Atatürk Ansiklopedisi,

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/mahmut-nedim-hendek, Erişim Tarihi: 29.08.2022.

Mert, Özcan, “Anzavur’un İlk Ayaklanmasına Ait Belgeler”, Belleten, C: LVI, Sayı: 217, Aralık 1992, ss. 847-962.

Met Çünatıkho Yusuf İzzet Paşa, Kafkas Tarihi, C: I, Türkçeleştiren Fahri Huvaj, Adıge Yayınları, Ankara 2002.

———- , Kafkas Tarihi II (Evrikalarım- Bulduklarım), Türkçeleştiren Doğan Erdinç, 2. Baskı, Ankara 2012.

Örer, Ayça, “Yara Bandı” , Ot.

Özalp, Kâzım, Millî Mücadele 1919-1922, C: I, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1998.

Özden, Murat, Üçüncü Sürgün Gönen- Manyas Çerkes Sürgünü, 21 Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2020.

Özkan, Asaf, “Milli Mücadele’nin Sonlarına Doğru İşbirlikçi İki Örgüt: Anadolulular Cemiyeti ve Anadolu-Osmanlı İhtilal Komitesi”, Atatürk Dergisi, C: V, Sayı: 4 , 2007, ss.163- 184.

Soysal, İlhami, 150’likler, Gür Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 1985.

Şahin, Cemile, “Gönenli Yüzellilikler”, 2nd International Symposium of Bandirma and its Surroundings, September 17-19, Bandırma 2019, ss.17-28.

Şöenu, Mehmet Fetgerey, Çerkes Sorunu Hakkında Türk Kamuoyu ve TBMM’ne Sunu, Nartların Sesi Yayınları, İstanbul 1923.

Tunaya, Tarık Zafer, Türkiye’de Siyasal Partiler, C: II, İletişim Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 2008.

Türk İstiklâl Harbi İç Ayaklanmalar (1919-1921), C: VI, Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi, Ankara 1964.

Ünal, Muhittin, Miralay Bekir Sami Günsav ‘ın Kurtuluş Savaşı Anıları, Cem Yayınevi, 1. Baskı, İstanbul 1994.

———-, Kurtuluş Savaşı ‘nda Çerkeslerin Rolü, Cem Yayınevi, 1. Baskı, İstanbul 1996.

———- , Miralay Bekir Sami Günsav’ın Milli Mücadele Anıları, C: I, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2016.

Yelbaşı, Caner, Civil War, Violence and Nationality from Empire to Nation State: the Circassians in Turkey (1918-1938), PhD Thesis, SOAS, University of London 2017.

———-, “Exile, Resistance and Deportation: Circassian Opposition to the Kemalists in

the South Marmara in 1922-1923”, Middle Eastern Studies, C: LIV 54, Sayı: 6, 2018, ss.936-947.

———-, Türkiye Çerkesleri Osmanlı ‘dan Türkiye ‘ye Savaş, Şiddet, Milliyetçilik, İletişim Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2019.

———- , “Emergence of the Anti-Kemalist Movement in the South Marmara: Governor of Izmit Çule Ibrahim Hakkı Bey and the Circassian Congress”, Journal of Balkan and Near Eastern Studies, C: XXII, Sayı: 1, 2020, ss.68-83.

Yiğit, Yücel, Siyasi ve Sosyal Tarihiyle Balıkesir, Altıeylül Belediyesi Kültür Yayınları, 1. Baskı, Balıkesir 2022.

Sözlü Kaynaklar:

Abdurrahman Kural, 1952 Bayramiç Köyü doğumlu, Emekli Muhasebeci.

Dirayet Can, 1930 Darıca (Manyas) doğumlu, Ev Hanımı.

Mehmet Ali Koç, 1945 Hacıvelioba Köyü doğumlu, Emekli Memur.

Sedat Kök, 1956 Üçpınar Köyü doğumlu, Emekli Matematik Öğretmeni. 628

Millî Mücadelede Unutulmuş Bir Dram: Günah Keçisi Çerkesler (Gönen- Manyas Çerkes Sürgünü- Adıge

Tecıjığye

EKLER

Sürgün Kararnamesi (BCA, 030.18.1.1.7.18.16)
Abdurrahman Kural ile Yapılan Görüşme, 24.07.2022 Gönen
Sedat Kök ile Yapılan Görüşme, 24.07.2022 Gönen
Dirayet Can ile Yapılan Görüşme, 26.07.2022 Erdek/Bandırma
Mehmet Ali Koç ile Yapılan Görüşme, 15.09.2022 İzmir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] “Geçmişte insanlık ve hürriyet beşiği olan bu ülke tabiatın değişikliği itibariyle seçkin bir güzellik topluluğudur”. Bkz., Jabaghi Baj, Çerkesler, İtalik, Ankara 2000, s. 8. Kafkasya’nın kadim medeniyeti ve otokton halkları hakkında ayrıntılı bilgi için Bkz., Met Çünatıkho Yusuf İzzet Paşa, Kafkas Tarihi, C: I, Türkçeleştiren Fahri Huvaj, Adıge Yayınları, Ankara 2002; Kafkas Tarihi II (Evrikalarım- Bulduklarım), Türkçeleştiren Doğan Erdinç, Ankara 2012. Kafkas- Rus mücadeleleri için ayrıca Bkz., İsmail Berkok, Tarihte Kafkasya, İstanbul Matbaası, İstanbul 1958.

[2] Tuncay Düzenli, Adapazarı ve Civarında Çerkes Muhacirlerin İskânı ve Uyum Problemleri, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yakınçağ Tarihi, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya 2006, s.113.

[3] Ryan Gingeras, “The Sons of Two Fatherlands: Turkey and the North Caucasian Diaspora, 1914-1923”, European Journal of Turkish Studies, November 2011, s.7.

[4] Sefer E. Berzeg, Türkiye Kurtuluş Savaşı’nda Çerkes Göçmenleri II, Nart Yayıncılık, İstanbul 1990, s.5-6. Bu kadar güç koşullar altında Osmanlı Devleti’ne gelen deneyimli ve acılı Çerkes halklarının Atatürk Türkiye’sinin doğmasına önemli ölçüde hizmet ettikleri ve etmeye devam ettikleri belirtilmektedir, Bkz., Düzenli, a.g.t.

[5] “Balkan Savaşlarının başlangıcında bölgede görev yapan jandarmaların bir kısmının savaş bölgesine gönderilmesi ile zaten eksik olan mevcudunun daha da azalması sebebiyle Balıkesir bölgesinde asayiş sorunu büyümüştür. Bölgeden jandarma mevcudunun artırılmasına yönelik talepler bütçenin uygun olmaması nedeniyle reddedilirken, Balkan Savaşlarının olağanüstü şartları yeni tedbirler alınmasını zorunlu kılmıştır. İyice azalan jandarma mevcudunu artırmak için emekli jandarmaların göreve çağrılması, halktan binek hayvanı olanların geçici jandarma kaydedilmesi gibi uygulamalar gündeme gelmiş ve hayata geçirilmiştir. Eldeki imkanlar nispetinde değerli olsa da bu uygulamalar bölgede sürmekte olan asayiş sorunlarına bir çözüm getirmekten uzak kalmıştır.”, Bkz., Safa Furkan Karacakaya, “Balkan Savaşları Sırasında Balıkesir Bölgesinde Asayişi Sağlamak İçin Alınan Tedbirler”, Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, C: IV, Sayı: 21 (Özel Sayı), 2021, s.85.

[6] Yücel Yiğit, Siyasi ve Sosyal Tarihiyle Balıkesir, Altıeylül Belediyesi Kültür Yayınları, Balıkesir 2022, s.65.

[7] Gönen’in Çalıoba köyünde Arnavut ve Çerkesler’den oluşan çete ile Yunan güçleri arasında gerçekleşen çatışmada Rum ve Ermeniler’in ölümü üzerine Bandırma’da protesto gösterilerinin yapıldığı ve bu olayı bahane eden Rum ve Ermeniler’in Yunan askerleriyle birlikte Müslüman ahaliye zulmettikleri bildirilmiştir, Bkz., BOA, DH.EUM.AYŞ., 50-6.

[8] Zeki Çevik, “Milli Mücadele’de Son Kurşun Bölgesinde Yunan Mezalimi, Türk Direnişi ve Kurtuluş”, Milli Mücadele Dönemi ve Sonrası Bandırma, Editörler Zeki Çevik- Ulaş Töre Sivrioğlu- Ümit Doğan, Zeus Kitabevi, İzmir 2022, s.133-134.

[9] Yunanlılar, Biga ve çevresinde zorbalıkla ve kurdukları çetelerle halktan zorla vergi almışlar, aşara el koymuşlar, köylerde halkın canına, malına ve ırzına tecavüz etmişlerdir. Pek çok olayın içinde örneğin Biga’da Hâkimin oğlunun kaçırılmasında Yunan parmağı olduğu belirtilmektedir, Bkz., BOA, DH.EUM.AYŞ., 56-48.

[10] Nurgün Koç, “Milli Mücadele’de Batı Anadolu’da Çıkarılan İç İsyanlar ve Çerkes Ethem Güçleri Tarafından Bastırılması”, International Conference on Humanities and Culturel Studies, 6- 10 November 2016, Prague, Czech Republic, s.248.

[11] Şennur Çakar Aykut, Tarih Boyunca Biga, Biga Belediyesi Kültür Yayınları, yy. 2011, s.77.

[12] Muhittin Ünal, Miralay Bekir Sami Günsav’ın Milli Mücadele Anıları, C: I, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2016, s.363-364.

[13] Ünal, Miralay Bekir Sami…, s.197-198.

[14] Anzavur’un ilk ayaklanmasının bastırılmasında Çerkes asıllı isyancıya karşı hem Bâbıâli hem de Kuva-yı Milliye, Çerkes kökenli kişileri devreye sokmuşlardır. İstanbul Hükümeti Hurşit ve (Big) Ahmet Fevzi Paşalar’ı; Kuva-yı Milliyeci’ler ise Yusuf İzzet Paşa ve Çerkes Ethem Bey gibi Çerkesler’i görevlendirmiştir, Bkz., Özcan Mert, “Anzavur’un İlk Ayaklanmasına Ait Belgeler”, Belleten, C: LVI, Sayı: 217, Aralık 1992, s.889.

[15] Tarık Mümtaz Göztepe, Osmanoğullarının Son Padişahı Sultan Vahideddin Mütareke Gayyasında, Sebil Yayınevi, İstanbul 1969, s.242.

[16] Ünal, Miralay Bekir Sami…, s. 362-363.

[17] 61. Fırka Komutanı Miralay Kâzım (Özalp) Bey, Anzavur’un Gönen, Bandırma, Kirmasti ve Susurluk’u işgal etmesi üzerine İzmir ve çevresindeki birlikleri toplayarak bu tehlikenin bertaraf edilmesi için harekete geçilmesi zorunluluğunu belirtir. Aynı zamanda Salihli cephesinde bulunan Çerkes Ethem’in bütün kuvvetleri ile yardım etmesini ister, Bkz., Kâzım Özalp, Millî Mücadele 1919-1922, C: I, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1998, s.112-113.

[18] Göztepe, a.g.e., s.243-244.

[19] Ethem, Hatıralarının başlangıcında kendisini tanıtırken ne soyundan ne de Çerkes kimliğinden söz eder: “Ben kimim? Ben emlak ve arazi sahibi, mesut ve müreffeh yaşayan ve aynı zamanda ‘ekmeğinin hasmı’ denecek kadar cömert bir ailenin evladıyım. Merhum babam Ali Bey, malikanesinin bulunduğu Bursa vilayetinde şeref ve haysiyeti ile tanınmış bir kimse idi. Ben, babamın çok sevdiği en küçük oğlu, ağabeyimin de evlatlarına tercih ettiği bir kardeşi idim.”, Bkz., Çerkes Ethem’in Hatıraları, Dünya Yayınları, y.y. 1962, s. 11. Anzavur’dan söz ederken de aynı şekilde onun Çerkesliği hakkında bilgi vermez. Ethem Bey, 1946 yılında kaleme aldığı Hatıratında ise kendisini ‘Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti mümessillerinden, Yeşil Ordu namıyla da maruf Birinci Kuvâ-yı Seyyâre kumandanı Ç. Ethem, Pişave’ olarak tanıtmaktadır, Bkz., Çerkes Ethem Meydan Okuyor, Haz. Ömer Hakan Özalp, Derin Tarih, İstanbul 2015, s.6-7, 84.

[20] Göztepe, a.g.e., s.244.

[21] Celâl Bayar, Ben de Yazdım, C: III, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2018, s.426-427.

[22] Göztepe, a.g.e., s.244-245.

[23] Türk İstiklâl Harbi İç Ayaklanmalar (1919-1921), C: VI, Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi, Ankara 1964, s.34-35.

[24] Uluğ İğdemir, Biga Ayaklanması ve Anzavur Olayları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1989, s.35.

[25] Gönen’in Sızı köyünde Anzavur ve adamları üzerine Kuva-yı Milliye ve düzenli birlikler gönderilmesine rağmen Biga’dan gelen Kara Hasan ve Suphi adlarındaki eşkıyanın intikam hırsıyla Çerkes köylerini yağmalamış, Türklük- Çerkeslik meselesini köpürtmüştür. Gereken önlemlerin suhuletle alınması gerekmektedir, Bkz., BOA, DH.ŞFR., 105-110. Bu çerçevede, 27 Mart 1920 tarihli Gönen’in Çerkes köylerindeki zulüm ve tecavüzün araştırılması amacıyla özel bir heyetin hazırlanıp gönderilmesine yönelik İtilaf Devletleri nezdinde harekete geçilmesi için Bkz., BOA, MV., 218-125. Gönen’in Anzavur tarafından ele geçirilmesinin bölgenin asayiş sorunlarını daha da arttıracağı düşünülerek Kale-i Sultaniye (Çanakkale) ve Biga’daki makamlar tarafından da gereken tedbirlerin alınması 29 Nisan 1920 tarihinde bildirilmiştir. Buna göre, güvenlik sorunları nedeniyle Gönen halkının bir kısmı aileleriyle birlikte Bandırma’ya doğru gitmekte idiler. Anzavur ile birlikte hareket edenlerin çoğunun Çerkes olduğu belirtilmiştir, Bkz., BOA, DH.ŞFR.659 -137. Anlaşıldığı kadarıyla Gönen ve çevresindeki Çerkes köylerine yönelik mezalimi içeren şikâyetler ve önlenmesine yönelik talepler İstanbul’daki resmi makamlara farklı zamanlarda duyurulmaya çalışılmıştır. Örneğin, Salih Paşa dönemindeki asayiş sorunlarından biri de Meclis-i Vükelâ’ya ulaşan Gönen kazası içindeki Çerkes köylerinde mezalim ve baskı uygulandığı, Çerkesler’in bulunduğu diğer kaza ve nahiyelerde de benzer tecavüz hadiselerine rastlandığı yönündeydi. Buna göre, Biga ve Karesi sancakları ile Bursa vilayetinde yaşayan Çerkesler’in huzursuz oldukları ve gereken tedbirlerin alınması istenmekteydi, Bkz., Tayyip Gökbilgin, Millî Mücadele Başlarken, İkinci Kitap, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1965, s.395- 396.

[26] Muhittin Ünal, Kurtuluş Savaşı’nda Çerkeslerin Rolü, Cem Yayınevi, İstanbul 1996, s.242-243.

[27] Ayrıntılı bilgi için Bkz., Koç, Mahmut Nedim Hendek (1880-1920), Atatürk Ansiklopedisi, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/mahmut-nedim-hendek, Erişim Tarihi: 29.08.2022.

[28] Bekir Sami (Günsav) Bey, 27 Haziran 1919’dan 8 Temmuz 1920’deki Yunan işgaline kadar 56. Tümen ve bir aralık 20. Kolordu Komutanı olarak Bursa’da faaliyetlerde bulunmuştur. Akhisar, Salihli, Alaşehir, Eşme ve Kula’da milli direnişi bizzat organize etmiş bunların haricinde de Bergama, Ayvalık, Ödemiş, Denizli, Uşak, Gördes, Demirci, Aydın ve Manisa ile çeşitli nedenlerle yazışmalarda bulunarak bazan buralarda da önemli emirler vererek mücadeleye ciddi katkılar sağlamıştır. Ancak, Bursa’nın Yunan işgaline geçmesinden sorumlu görülerek Büyük Millet Meclisi’nde sert eleştirilere uğramıştır. 20. Kolordu Komutanlığı görevinden 15 Temmuz 1920’de açığa alınmış, bir daha da çok istemesine ve talep etmesine rağmen aktif göreve getirilmemiştir. 1924 yılında emekliye ayrılmış, 1934 yılında hayatını kaybetmiştir, Bkz., Hamdi Gürler, Kurtuluş Savaşı’nda Albay Bekir Sami (Günsav), Genelkurmay Basımevi, Ankara 1994, s.152. Çerkes Ethem ise Bursa’nın Yunanlılar’ın eline geçmesinde kendisine verilen sözü yerine getirmediğini iddia ettiği Milli Savunma Bakanı Fevzi (Çakmak) Paşa’yı sorumlu tutmuştur, Bkz., Koç, “Milli Mücadele’de Yozgat (Çapanoğulları) Ayaklanması ve Çerkes Ethem Güçleri Tarafından Bastırılması”, I. Uluslararası Bozok Sempozyumu, C: II, 05 – 07 Mayıs 2016, s.233.

[29] Ünal, Miralay Bekir Sami…, s.259-260.

[30] Ünal, Miralay Bekir Sami., s.260-261.

[31] Fortna, Kuşçubaşı Eşref’in eşi Pervin’in Hatıratının genel olarak I. Dünya Savaşı ile ilgili anlatılarda özellikle Kuşçubaşı Eşref’in uğradığı istismar konusundaki bazı boşlukların doldurulmasını kolaylaştırması yönüyle önemine işaret eder: “Şunu da belirtmek gerekir ki, hem bazı görevlerinin doğası gereği gizli yapılması gerektiğinden, hem de akabinde Ankara ile olan bağını koparmasından dolayı, Eşref’in hayatındaki asıl olayların birçoğu bilinmez, bilinenler de tartışmaya çok elverişlidir; olumsuz ifadelere dayanan bu bilgi kırıntıları ideolojik Kemalist anlatılarda ya da neredeyse menakıpname tarzında, popüler (bazen de aşırı milliyetçi) tutuma sahip yazılarda yakalanır.”, Bkz., Benjamin C. Fortna, Kuşçubaşı Eşrefin Eşi Pervin’in Savaşı, Çev. Hatice Aydın, Timaş Yayınları, İstanbul 2019, s.21-22.

[32] Fortna, Kuşçubaşı Eşref, Çev. Selçuk Uygur, Timaş Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 2020, s.393-394. Mahmut Nedim (Hendek) Bey’in Ankara ile iletişiminden, Eşref’in Adapazarı’nda aşırı faaliyetleri olduğu, bunun da halkın tepkisine yol açtığı anlaşılmaktadır. Eşref, mahkûmları serbest bırakarak sorunların büyümesine sebep olmasına rağmen Ankara’ya, buna mecbur bırakıldığını yazarak kendisini savunmaya çalışmıştı. Düzce’deki saltanatçı ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilen Mahmut Nedim (Hendek) Bey, 22 Nisan’da pusuya düşürülerek şehit edilmişti, Bkz., Benjamin C. Fortna, Kuşçubaşı Eşref, Çev. Selçuk Uygur, Timaş Yayınları, İstanbul 2020, s.368-369.

[33] 18 Kasım 1918 tarihli belge dikkat çekicidir. Emniyet Umum Müdürlüğü’nden Karesi Mutasarrıflığı’na gönderilen telgraf ile Enver Paşa’nın adamlarından Gönenli Çerkes Çakır adlı kişinin Gönen civarına giderek Çerkesler’den çete teşkil ettiğinin öğrenildiği, konu ile ilgili bilgi verilmesi istenmiştir, Bkz., BOA, DH.ŞFR., 93-205.

[34] Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimizde Enver Paşa ve İttihat ve Terakki Erkânı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2020, s.182-184.

[35] Göztepe, a.g.e., s.247.

[36] Emrah Cilasun, “Bâki İlk Selam” Çerkes Ethem, Belge Yayınları, İstanbul 2004, s.77, 79.

[37] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye ‘de Siyasal Partiler, C: II, İletişim Yayınları, İstanbul 2008, s.584.

[38] Tunaya, a.g.e., s.585-587.

[39] Caner Yelbaşı, “Emergence of the Anti-Kemalist Movement in the South Marmara: Governor of Izmit Çule Ibrahim Hakkı Bey and the Circassian Congress”, Journal of Balkan and Near Eastern Studies, C: XXII, Sayı: 1, 2020, s.77.

[40] Özden, Kemal Özer tarafından kaleme alınmış olan “Kurtuluş Savaşı’nda Gönen” adlı eserde belirtildiği üzere; Gönen’de Rumlar ile birlikte Türkler’in özerk hükümet ilan ettiklerini, Gönen’li bir Türk vatandaşının istemediği halde İngiliz ve Yunan hükümetlerini öven bir konuşma yaptığını, zaten muhtariyetin fiilen kurulmuş olduğunu fakat Şarkı Karibciler’in sağ olanlarının tamamının 150’likler listesine alınırken en azından Gönen’de özerk hükümetin kurulmasını desteklemiş olan Türkler’e herhangi bir şey yapılmadığını belirtmiştir, Bkz., Murat Özden, Üçüncü Sürgün Gönen- Manyas Çerkes Sürgünü, 21 Yayınları, İstanbul 2020, s.65.

[41] (Big) Ahmet Fevzi Paşa, 1921 ortalarında Midilli adasındaki Lesbos’ta hazırlıkları yapılarak Yunan işgali altındaki İzmir’de ‘Şark-ı Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti’ tarafından düzenlenen Çerkes Kongresinin ayrılıkçı tutumuna karşı çıkan Çerkes aydınlarından birisiydi. Müşir Thuğa Fuat Paşa’nın başkanlığında toplanan İstanbul’daki Çerkes Teavün Cemiyeti’nin gerçekleştirdiği Çerkes Kongresi ise Çerkesler’in Osmanlı Devleti’ne bağlı kalacaklarını deklere etmiştir. Dönemin gazetelerinde Thuğa Fuat Paşa’nın, Big Ahmet Fevzi Paşa’nın, Berzeg İlyas Bey’in ve pek çok Çerkes aydınının Şark-ı Karibcilerin işbirlikçi eylemlerini kınayan ve Çerkes ve Türk halklarının kardeşliğine işaret eden sağduyu demeçleri yer almıştır, Bkz., Sefer E. Berzeg, Çerkes- Vubıhlar Soçi’nin İnsanları, Kuban Matbaacılık Yayıncılık, Ankara 2013, s.231.

[42] İlhami Soysal, 150’likler, Gür Yayınları, İstanbul 1985, s.155.

[43] Doğan Avcıoğlu, Millî Kurtuluş Tarihi 1838 ‘den 1995 ‘e, C: I, İstanbul Matbaası, İstanbul 1974, s.158.

[44] TİTE Arşivi, 26/3546; Akt., Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, Ayraç, Ankara 2009, s.307-308.

[45] Ethem’in isyanı sırasında propaganda yapmaları dolayısıyla tutuklanıp Konya’da serbest kalmaları uygun olmamasından ötürü Güney cephesi Komutanlığı tarafından Ankara’ya gönderildiği ve haklarında yapılacak muamelenin durumu Dahiliye Vekaletinin 28 Mayıs 1921 tarihli ve Emniyet Genel Müdürlüğünün 3352 numaralı tezkeresinde bildirilen firari Kuşçubaşızade Eşref’in kardeşleri Mekki ve Ahmet kayınbiraderi Ahmet ve Ethem’in avenesinden ve eşkıyadan aman dileyen Abaza Sabit ile emsali haklarında mahkemeye sevk edilerek delil yokluğu halinde kefalet ile serbest bırakılmaları İcra Vekilleri Heyeti’nin 5 Temmuz 1337 (1921) tarihindeki toplantısında kabul edilmiştir, Bkz., BCA, 30.18.1.13.29.16.

[46] Asaf Özkan, “Milli Mücadele’nin Sonlarına Doğru İşbirlikçi İki Örgüt: Anadolulular Cemiyeti ve Anadolu-Osmanlı İhtilal Komitesi”, Atatürk Dergisi, C: V, Sayı: 4 , 2007, s.176-177; Caner Yelbaşı, Civil War, Violence and Nationality from Empire to Nation State: the Circassians in Turkey (1918-1938), PhD Thesis, SOAS, University of London 2017, s.167.

[47] Sürgün edilen Çerkes köylerinin sadece Gönen- Manyas çevresindeki köylerden oluşmadığı anlaşılmaktadır. Yelbaşı’nın bildirdiğine göre 1923 yılının Ocak ayında Midilli’ye yakın “Yeniköy” adlı 31 haneden oluşan Çerkes köyü kaldırılarak Konya ve Niğde’ye sürülmüşlerdir. Bakanlar Kurulu Başkanı ve Başbakan Rauf (Orbay) Bey’in, sürgünün mutasarrıf kontrolünde yapılmasını istediğini, bu sayede asker yerine sivil kontrolü

ile yıkımı azaltmak gayesinde olabileceğini ifade etmiştir, Bkz., Türkiye Çerkesleri Osmanlı’dan Türkiye ‘ye Savaş, Şiddet, Milliyetçilik, İletişim Yayınları, İstanbul 2019, s.182.

[48] Kanunlar Dergisi, Kanun No: 356, C: II, 18.10.1339 (1923).

[49] Başlarında askerler olan 14 köyün sakinlerini gittikleri yerlerde ‘siz de mi Ermeniler gibi isyan ettiniz’ diyerek taşlamışlar. Özellikle 1864 Kafkas sürgününü gören yaşlılara bu durum çok daha ağır gelmiş. “Bizim köyden 45 kişi ölmüş kahırdan”, Bkz., Ayça Örer, “Yara Bandı”, Ot.

[50] Mehmet Fetgerey Şöenu, Çerkes Sorunu Hakkında Türk Kamuoyu ve TBMM’ne İkinci Sunu, Nartların Sesi Yayınları, İstanbul 1923, s.35.

[51] Şöenu, a.g.e., s.27.

[52]Şöenu, a.g.e., s.33-34.

[53] Şöenu, a.g.e., s.34-36. Ilıca köyünün nüfusunu Şöenu 75 olarak göstermişse de hane sayısının 5 kişi olarak hesaplandığını belirttiğinden yanlışlık olduğu düşünülerek 250 rakamı yazılmıştır. Ayrıca bazı köy adlarındaki yazım yanlışları düzeltilmiştir: Üçpeykâr- “Üçpınar”; Ilıca- “Ilıcak”; Karaçalık- “Karaçakıl”, Bolcaağaç-“Bölceağaç”. Geniş bilgi için Bkz., Tacettin Akkuş, Gönen ve Köyleri Tarihçesi, MVT Yayıncılık, İstanbul 2010.

[54] Şöenu, a.g.e., s.36-37.

[55] Şöenu, a.g.e., s.37-38. Bazı küçük toplama hataları düzeltilmiştir.

[56] Şöenu, Çerkes Sorunu Hakkında Türk Kamuoyu ve TBMM’ne Sunu, Nartların Sesi Yayınları, İstanbul 1923, s.17, 33.

[57] Şöenu, a.g.e., s.19.

[58] Halide Edip Adıvar, Kurtuluş Savaşı’nı anlattığı “Ateşten Gömlek” romanında bir Çerkes köyünden geçerken düşündüklerini şöyle ifade etmiştir: “Niçin beş on Çerkes, padişahla beraber millet yolundan başka bir yolda gidiyor diye kızıyorduk. Onlardan Türk toprakları üzerinde vadedilen hükümetler bir efsane olduğunu bilenler bizimle beraber değil midirler? Bizimle elele ihtilâlin en fedakâr uzuvlarından bazıları onlar değil miydi? Öbür tarafta vuruşanlar arasında kaç tane nankör evlâdımız yok muydu? Bu güzellik, bu şiirle kanımızda atan kardeşlerimiz ne kadar zaman vefa ile, kahramanlık ile omuz omuza kendilerinin olan bu memlekette ölmüşlerdi. Kaç namdar paşa, kaç isimsiz fedakâr yüzlerce seneden beri bizimle ve bizden değil miydi? Bulutların açıp kıstığı muzlim bir deli ışığın altında yeşil balkondaki beyaz efsane kadın, kırmızı topraklı yolda giden zarif ve erkek hayal kalbimi iyilik ve muhabbetle doldurdu. Her millet hakkını aldığı vakit Şimalî Kafkasın Kartal tepeleri üstünde bu güzel kardeşlerimiz vatanlarını kurarken istedim ki benim de onlar için akıtacak kanım, dövüşecek bir tek sağ kolum olsun. Atımı köye doğru sürdüm…”, Bkz., Halide Edib Adıvar, Ateşten Gömlek, Ahmet Halit Kitabevi, İstanbul 1943, s.71.

[59] Şöenu, a.g.e., s.19, 4.

[60] Şöenu, a.g.e., s.11-12.

[61] Şöenu, Çerkes Sorunu Hakkında Türk Kamuoyu ve TBMM’ne İkinci Sunu, s.26.

[62] Bunlardan biri en başından itibaren Batı Anadolu’da yararlı faaliyetleri olan Bekir Sami (Günsav) Bey’dir. Çerkesler’in geri dönüşlerine yönelik ve özellikle şehit ailelerinin de sürgüne tabi tutulmalarının yanlışlığına işaret etmiştir. Millî Savunma Bakanı Kâzım (Özalp) Paşa’ya Gönen- Manyas yöresindeki Çerkes köylerinin sürgünü ile ilgili gönderdiği mektupta, bu tehcir sırasında şehitlerin yetimleri ve dul eşlerinin de ayrı tutulmayarak muhacir gruplarıyla birlikte gönderildiklerini üzülerek öğrendiği belirtmiştir. Kâzım Paşa’ya Salihli’de teşkilata başladığında yaptığı çalışmaları hatırlatarak yerel halkın maneviyatını yükseltmek için doğduğu yer olan Manyas’tan da 50 atlı istediğini, Bursa’ya bunların pek azını getirebilmiş olsa da daha sonra Manyas’tan birkaç yüz kişiyle takviye edildiklerini, çeşitli cephe ve mevkilerde bu adamlardan şehit düşenler olduğunu söylemiştir. “Yalnız ve yalnız emirlerimle, ilk kara günlerde, bağımsızlık ve vatan uğrunda şehit düşen özverili şehit düşen özverili insanların yetimlerinin ve dul eşlerinin yerlerine geri gönderilmesini ve ayrı tutulmalarını yüksek kişiliğinizden özellikle rica ediyorum.”, Bkz., Berzeg, Çerkes- Vubıhlar Soçi’nin İnsanları, s.596-597.

[63]İzzet Aydemir, “Gönen-Manyas Çerkeslerinin Sürgünü”,

http://www.kafdav.org.tr/documents/manyassurgunu.pdf, Erişim Tarihi: 07.08.2022.

[64] Şöenu, Çerkes Sorunu Hakkında Türk Kamuoyu ve TBMM’ne İkinci Sunu, s.40-41.

[65] Yelbaşı, Anadolu İhtilal Cemiyeti’ndeki Çerkesler’in ve diğer silahlı grupların milli bir hedef ve düşüncelerinin olmadığını, kolaylıkla bir araya gelebildiklerini belirtmiştir, Bkz., Türkiye Çerkesleri Osmanlı’dan Türkiye ‘ye Savaş, Şiddet, Milliyetçilik, s. 177.

[66] Hayri Ersoy, Dili Edebiyatı ve Tarihi ile Çerkesler, Nart Yayıncılık, İstanbul 1993, s.16.

[67]Cemile Şahin, “Gönenli Yüzellilikler”, 2nd International Symposium of Bandirma and its Surroundings, September 17-19, Bandırma 2019, s.22, 26. 150’likler içinde Gönen çevresinden kişilerin sayısının fazlalığı, bir başka düşünceye göre, Lozan sonrasında yeni hükümetin ve Cumhuriyet rejiminin belki de kendisi ile ilk hesaplaşması olarak değerlendirilmiştir, Bkz., Deniz Doğru, “Yakın Tarihimizde Bir Sürgün Hikâyesi: ‘Yüz Ellilikler'”, Türk- İslâm Medeniyeti Akademik Araştırmalar Dergisi, C: XI, Sayı: 21, 2016, s.224. TBMM’nde 3 Nisan 1340 (1924) tarihinde yapılan görüşmelerde Lozan Antlaşması gereğince ilan olunacak olan genel aftan hariç tutulacak 150 kişilik liste üzerinde görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Müzakerelerden birkaç liste hazırlandığı anlaşılmaktadır. Dâhiliye Vekili Ferit Bey, bir 150’lik defteri, bir 300’lük defteri, bir 600’lük defteri, bir de tabiiyetten dolayı çıkarılanlara ait defterler olduğunu söyleyerek 150 kişi ile sınırlamak zorunda olduklarını belirttiğinde İsparta Vekili Hüseyin Hüsnü Efendi, “Aman gospodinin çuvalı gibi olmasın ha” sözüyle karşılık vermiştir. Görüşmelerde seçilenlerin bir kısmının “Türk milleti ve Türklük aleyhinde harekette bulunduğu”, bir kısmının eşkıyalık yaptığı, örneğin eşkıyalık yapanların zaten tutuklanmış ve suçlarını çekmekte olduklarından siyasi listeye sokulmalarının ne gereği olduğu vb. tartışmalar olmuştur. Dâhiliye Vekili Ferit Bey ortaya konan kıstasları şu sözlerle belirtmiştir: “Efendim; demin arz etmiş olduğum vech üzere Sevr muahedesini kabul ve imza eden kabine, Sevr muahedenamesini Paris ‘te imza eden heyet-i murahhasa. Sonra Kuva-yı inzibatiye, sonra Çerkes Ethem ve avanesi, İzmir Çerkes Kongresine murahhas olarak iştirak edenler, hıyanet-i vataniyede bulunan memurin-i mülkiye, askeriye, hıyanet-i vataniye ile maznun polis rüesası, hain gazeteciler, sonra hıyanet-i vataniyede bulunan diğer eşhas (Hangi eşhas sesleri). Canım efendim; okuyunca anlaşılır. Eşkıya vesaire. Bilmem başka prensip istiyor musunuz? Bu, bundan ibarettir.”, Bkz., TBMM Gizli Celse Zabıtları, 16 Nisan 1340 (1924); Akt., Erdoğan Aslıyüce, Türk Tarihinde İşbirlikçiler ve 150’liker, Yesevi Yayıncılık, İstanbul 2009, s.151-164. Lozan Muahedesi mucibince ilân olunacak affı umumiden hariç tutulacak 150 kişilik liste üzerinde görüşmeler sırasında İsmet Bey “Meclis böyle hissiyatı şahsiye üzenine karar ittihaz edemez,” demiştir, Bkz., TBMM Gizli Celse Zabıtları, İ: 44, C: 4, 22/23.4.1340 (1924). Tartışmalardan ve dolaşan farklı defterlerden hukuki zeminde bir kriter oluşturulamadığı, eksik kalan 1 kişinin listeye dahil edilmesi sırasındaki görüşmelerden açıkça anlaşılmaktadır. Genel aftan istisna edilecek 149 kişiye, Köylü Gazetesi sahibi Refet’in dahil edilmesiyle 150’lik defter onaylanmıştır, Bkz., BCA, 30.18.1.1.9.27.1. Genel Af Kanunu’na bağlı olarak Türkiye’de ikametten men edilen 150 kişilik listede yer alan şahısların taşınır ve taşınmaz mallarının durumu ile ilgili 10.9.1340 (1924) tarihinde alınan Bakanlar Kurulu kararı için Bkz., BCA, 30.18.1.1.11.43.16. Lozan’da kabul edilen 24 Temmuz 1923 tarihli Afv-ı Umumi Beyanname ve Protokolünde söz konusu  150 kişilik listede adı geçen kişilerin Türkiye vatandaşlığından çıkarılması hakkındaki  10 Nisan 1927 tarihli yasa tasarısı hakkında Bkz., BCA, 30.18.1.1.23.22.13.

[68] Çerkesler’e uygulanan sertlik tutumunun sadece güvenlik kaygısına dayanmadığı anlaşılmaktadır. Çerkes dernekleri ve okulları da kapatılmıştır. “Lozan’dan bir ay sonra ilk önce Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti, daha sonra, 5 Eylül 1923 tarihinde, İstanbul Maarif Müdürlüğü’nce 1919 yılında Beşiktaş Akaretler’de 52 numaralı binada kurulmuş olan Çerkes Numune Mektebi kapatıldı. Kapatılması yetmiyormuş gibi, birkaç gün sonra kurucuları arasında yer alan Seza Pekhu Hanım gözaltına da alındı.”, Bkz., Cahit Aslan, “Türkiye ‘de Milli Kimliğin İnşası ve Farklı Etnik Grupların Durumu: Çerkesler Örneği”, file:///C:Users/Pc/Downloads/TÜRKİYEDE MİLLİ KİMLİĞİN İNŞASI-2.pdf, Erişim Tarihi: 09.11.2022.

[69] Yelbaşı, Civil War, Violence And Nationality from Empire to Nation State : the Circassians in Turkey (1918­1938), s.171; Yelbaşı, “Exile, Resistance and Deportation: Circassian Opposition to the Kemalists in the South Marmara in 1922- 1923”, Middle Eastern Studies, C: LIV, Sayı: 6, 2018, s.944.

[70] Refet (Bele) Bey, Meclis’te, Umum Jandarma Kumandanı olduğu sırada eşkıya ile mücadele yöntemlerini anlatırken asi Ethem’e ve Demirci Efe’ye, zeybeklere vb. otorite kurmanın kolay olmadığını ifade etmiştir. Vaziyete hâkim olarak 400 Arnavut şakiyi vapura doldurup İstanbul’a götürdüğünü anlatmıştır, Bkz., TBMM Gizli Celse Zabıtları, İ: 87, C: 2, 19. 8. 1338 (1922).

[71] Özden, a.g.e., s.114, 11.

[72] Murat Bardakçı, Enver, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2015, s.375.

[73] Kültürün önemli unsurların olan dilin kaybolması da bu çerçevede düşünülebilir. “Dil düşüncenin aracıdır, ya da kendisidir, çünkü kelimeler olmadan düşünülemez. İnsan hangi dili konuşuyorsa o dille düşünür. Dilin değişimi, kültür ve kimlik değişimini de beraberinde getirir. Örneğin, bugün Türkiye’de yaşayan Çerkesler Türkçe konuşuyorlarsa kimlikleri, duygusal boyutta Çerkes kimliği olarak kalsa bile somut olarak Türk kültürel kimliğine dönüşmüş demektir. Aynı şekilde Suriye ve Ürdün’de Arap kimliğine, Amerika’da Amerikan kimliğine dönülmüştür. Ve bunun adı da asimilasyondur.”, Bkz., Yaşar Bağ, “Çerkes Kimliği”, Türkiye Çerkeslerinde Sosyo- Kültürel Değişme, Kaf Der Yayınları, Ankara 1996, s.5.

[74] Yelbaşı, “Emergence of the Anti-Kemalist Movement in the South Marmara: Governor of İzmit Çule İbrahim Hakkı Bey and the Circassian Congress,”, s.77.

75 Eylem Akdeniz Göker, “Erken Cumhuriyet Döneminde Demografik Mühendislik ve Devlet İnşa Pratikleri: Gönen Manyas Çerkes Sürgünü”, Mülkiye Dergisi, C: XLIII, Sayı: 4, 2019, s.700-701.

[75] 1952 Bayramiç Köyü doğumlu, Emekli Muhasebeci.

[76] 1956 Üçpınar Köyü doğumlu, Emekli Matematik Öğretmeni.

[77] 1 930 Darıca (Manyas) doğumlu, Ev Hanımı.

[78] 1945 Hacıvelioba Köyü doğumlu, Emekli Memur.

[79] Gönen- Manyas Çerkes sürgününe benzer şekilde 1967 yılındaki Arap- İsrail Savaşı’nda ve Suriye’nin Golan bölgesinde bulunan on beş kadar Çerkes köyünün tamamının sürgün edilmesi sırasındaki duygularını ifade eden Sefer Berzeg, Çerkesler’in günümüzde Suriye’de ortaya çıkan kanlı iç savaş ile yeni acılar yaşadıklarını ve binlercesinin tekrar yabancı ülkelere dağıldıklarını söyler:

“Seni düşünüyorum Kuneytra ‘lı kardeşim,

Seninkiyle beraber çarpıyor benim kalbim.

Bu yabancı ufuklar bizi anlayamadı,

Seni anlayamadı, öldüğün kızgın çöller.

Ey yüz yıldır Kuneytra’da ölen meçhul askerler,

Ben sizi anlıyorum,

Size ben yanıyorum… ” (Ankara 1967), Bkz., Se Sidunay (Benim Dünyam), Kuban Matbaacılık Yayıncılık, Ankara 2014, s.50.

______________________________________

ALINTI: 100. YILINDA MİLLİ MÜCADELE VE BANDIRMA’DA SON KURŞUN, Palet Yayınları, Konya-2022, s. 601-631

Düzeltme Notu: Çalışmada, T. Mümtaz göztepe referans verilerek  Ahmet Anzavur’un Abhaz olduğu belirtilmiş fakat doğrusu Adiğe olacak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu